Üyelik Girişi
Ana Menü
Videolar
Site Haritası

İslamda Ruhbanlık Yoktur

İSLAMDA RUHBANLIK YOKTUR

Evlenmeden bekâr yaşamayı tercih eden, dünyâdan yüz çevirip, insanlardan uzak yaşayan kimseler, rahipler. Hıristiyanlıkta sâdece ibâdetle meşgûl olan din adamları sınıfına verilen ad. Hıristiyan din adamları evlenmedikleri ve insanlardan uzak yaşadıkları için bu ad verilmiştir.
لَتَجِدَنَّ اَشَدَّ النَّاسِ عَدَاوَةً لِلَّذينَ امَنُوا الْيَهُودَ وَالَّذينَ اَشْرَكُوا وَلَتَجِدَنَّ اَقْرَبَهُمْ مَوَدَّةً لِلَّذينَ امَنُوا الَّذينَ قَالُوا اِنَّا نَصَارى ذلِكَ بِاَنَّ مِنْهُمْ قِسّيسينَ وَرُهْبَانًا وَاَنَّهُمْ لَا يَسْتَكْبِرُونَ
İnsanların îmân edenlere düşmanlık bakımından en şiddetlisi olarak, and olsun ki, yahûdîlerle Allah'a eş koşanları bulacaksın. Onların îmân edenlere sevgisi bakımından daha yakınını da and olsun "Biz nasrânîleriz" diyenleri bulacaksın. Bunun sebebi şudur: Çünkü onların içinde keşişler (ilim ve ibâdetle meşgûl olanlar) ve ruhbanlar vardır. Şüphe yok ki onlar (hakkı îtirâf husûsunda o derece) büyüklenmek istemezler. (Mâide, 5/82)
Peygamber efendimiz ashâbının bekâr yaşamasını yasakladı. Bir hadîs-i şerîfte;
عَنْ عَائِشَةَ قَالَتْ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ (ص) النِّكَاحُ مِنْ سُنَّتِي فَمَنْ لَمْ يَعْمَلْ بِسُنَّتِي فَلَيْسَ مِنِّي
"Nikâh yapmak benim sünnetimdir. Sünnetimi yapmayan kimse benden değildir" buyurdu. Allahü teâlânın yolunda yalnız ruhbanlıkla yürünebilir düşüncesini gönüllerden çıkardı. (İbnu Mace, Nikah, 1836)
ثُمَّ قَفَّيْنَا عَلى اثَارِهِمْ بِرُسُلِنَا وَقَفَّيْنَا بِعيسَى ابْنِ مَرْيَمَ وَاتَيْنَاهُ الْاِنْجيلَ وَجَعَلْنَا فى قُلُوبِ الَّذينَ اتَّبَعُوهُ رَاْفَةً وَرَحْمَةً وَرَهْبَانِيَّةً ابْتَدَعُوهَا مَا كَتَبْنَاهَا عَلَيْهِمْ اِلَّاابْتِغَاءَ رِضْوَانِ اللّهِ فَمَا رَعَوْهَا حَقَّ رِعَايَتِهَا فَاتَيْنَا الَّذينَ امَنُوا مِنْهُمْ اَجْرَهُمْ وَكَثيرٌ مِنْهُمْ فَاسِقُونَ
Sonra bunların izinden ard arda peygamberlerimizi gönderdik. Meryem oğlu İsa'yı da arkalarından gönderdik, ona İncil'i verdik ve ona uyanların yüreklerine bir şefkat ve merhamet koyduk. Uydurdukları ruhbanlığa gelince onu, biz yazmadık. Fakat kendileri Allah rızasını kazanmak için yaptılar. Ama buna da gereği gibi uymadılar. Biz de onlardan iman edenlere mükafatlarını verdik. İçlerinden çoğu da yoldan çıkmışlardır. (Hadid, 57/27)
Bundan başka bir de rehbâniyyeti (yarattık). Rehbâniyyet, büyük bir korku hissiyle çekilip dünya lezzetlerini terkederek zühd ve nefsin isteklerine karşı çıkmak suretiyle ibadette aşırı gitmektir ki esasen ruhbâna mahsus fiil ve davranış demektir. Rehbân da çok korkmak mânâsına rehbetten râhibin mübalağası olup çok korkan demektir. Ayrıca râhibin çoğulu rânın ötresiyle "ruhbân" şeklinde geldiği için çoğula nisbet edilerek "ruhbâniyyet" dahi denildiğini Ebu's-Suud kaydetmektedir. Ruhbanlık, rahiblerin vasfı demektir ki onu onlar icad ettiler, bid'at olarak ilkin kendileri ortaya çıkardılar ve kendileri için lüzumlu saymak istediler. Yani biz onu üzerlerine yazmamıştık. Müstakil olarak farz kılmamış, onunla sorumlu tutmamıştık. Ancak Allah'ın rızasını aramak için kendileri için lüzumlu gördüler. Fitneye düşmekten korkarak dinlerini korumak ve kendilerini samimiyetle ibadete vermek üzere ruhbanlığı seçip dağ başlarına, gizli yerlere çekildiler. Rasulullah (s.a.v) buyurmuştur ki:
عن معاوية )ر( قال: قَامَ فِينَا رَسُولُ اللّهِ فقَالَ: أَلا إنَّ مَنْ كَانَ قَبْلَكُمْ مِنْ أهْلِ الْكِتَابِ افْتَرقُوا عَلى اثْنَيْنِ وَسَبْعِينَ مِلَّةً، وَإنَّ هذِهِ اُمَّةً سَتَفْتَرِقُ عَلى ثَلاثٍ وَسَبْعِينَ فِرْقَةً: ثِنْتَانِ وَسَبْعُونَ في النَّارِ، وَوَاحِدَةٌ في الْجَنَّةِ، وَهِىَ الْجَمَاعَةُ.
Muâviye (r.a) anlatıyor: "Rasulullah (a.s) (bir gün) aramızda doğrulup buyurdular ki:
"Haberiniz olsun! Sizden önce Ehl-i Kitap, yetmiş iki millete (dine) bölündüler. Bu ümmet ise yetmiş üç fırkaya bölünecek. Bunlardan yetmiş ikisi ateşte, sadece biri cennettedir. Bu da (Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaattir." [Ebu Davud, Sünnet 1, (4597).]
يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا اِنَّ كَثيرًا مِنَ الْاَحْبَارِ وَالرُّهْبَانِ لَيَاْكُلُونَ اَمْوَالَ النَّاسِ بِالْبَاطِلِ وَيَصُدُّونَ عَنْ سَبيلِ اللّهِ وَالَّذينَ يَكْنِزُونَ الذَّهَبَ وَالْفِضَّةَ وَلَا يُنْفِقُونَهَا فى سَبيلِ اللّهِ فَبَشِّرْهُمْ بِعَذَابٍ اَليمٍ
"Hahamlardan ve rahiplerden birçoğu insanların mallarını haksız yollardan yerler ve (insanları) Allah yolundan engellerler." (Tevbe, 9/34)
Pek çok kişi bu âyetin anlamına uygun hareket ettiler. O rahmet ve acıma duygusu ile tevhidi bırakıp rahiplik bahanesiyle hazine toplamaya, teslise (üçlü ilâh inancına) sapmaya ve ahlâksızlık yapmağa kalkıştılar. Biz de içlerinden iman edenlere mükafatlarını verdik, çokları ise fâsıktırlar. Hakkıyla riâyet şöyle dursun iman sınırından çıkıp, fıska dalarak insanların adalet ve insaf ölçüleri içinde hareket etmelerine engel olmaktadırlar. İşte hal bu merkezde iken, Allah Teâlâ Hz. İbrahim'in zürriyetinden Resulü Hz. Muhammed'i yeni bir kitab ve din ile gönderdi.
İslam Dini Dünyayı Reddetmez
فَاِذَا قُضِيَتِ الصَّلوةُ فَانْتَشِرُوا فِى الْاَرْضِ وَابْتَغُوا مِنْ فَضْلِ اللّهِ وَاذْكُرُوا اللّهَ كَثيرًا لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
"Namaz kılındıktan sonra yeryüzüne dağılın ve Allah'ın lütfundan (nasibinizi) arayın. Allah'ı çok anın ki kurtuluşa eresiniz." (Cuma, 62/10)
وَاَنْ لَيْسَ لِلْاِنْسَانِ اِلَّا مَاسَعى () وَاَنَّ سَعْيَهُ سَوْفَ يُرى
"Doğrusu insana çalışmasından başka bir şey yoktur. Ve çalışması da yakında görülecektir." (Necm,53/39-40)
وَابْتَغِ فيمَا آتيكَ اللّهُ الدَّارَ الْاخِرَةَ وَلَا تَنْسَ نَصيبَكَ مِنَ الدُّنْيَا وَاَحْسِنْ كَمَا اَحْسَنَ اللّهُ اِلَيْكَ وَلَا تَبْغِ الْفَسَادَ فِى الْاَرْضِ اِنَّ اللّهَ لَا يُحِبُّ الْمُفْسِدينَ
"Allah'ın sana verdiğinden (O'nun yolunda harcayarak) ahiret yurdunu gözet, ama dünyadan da nasibini unutma! Allah'ın sana ihsan ettiği gibi, sen de (insanlara) iyilik et. Yeryüzünde bozgunculuğu arzulama. Şüphesiz ki Allah, bozguncuları sevmez." (Kasas, 28/77)
Dünya Gaye Değil Vasıtadır
اِنَّا جَعَلْنَا مَا عَلَى الْاَرْضِ زينَةً لَهَا لِنَبْلُوَهُمْ اَيُّهُمْ اَحْسَنُ عَمَلًا
"Biz yeryüzündeki şeyleri kendisine süs olsun diye yarattık ki, insanların hangisinin daha güzel amel edeceğini deneyelim." (Kehf, 18/7)
عن ابن عمر )ر( قال: أخذ رسُولُ اللّهِ ِبمَنْكِبِى وقالَ كُنْ في الدُّنْيَا كأنَّكَ غريبٌ أو عابرُ سبيلٍ.وكان ابن عمر رضى اللّه عنهُما يقولُ: إذَا أمْسَيْتَ فلاَ تَنْتَظِرِ الصَّبَاحَ، وإذَا أصْبَحْتَ فلاََ تَنْتَظِرِ المسَاءَ، وخُذْ منْ صحّتِكَ لمرضِكَ، ومِنْ حياتِكَ لموْتِكَ.
İbnu Ömer (r.a) anlatıyor: "Resûlullah (a.s) omuzumdan tuttu ve: "Sen dünyada bir garib veya bir yolcu gibi ol" buyurdu.
İbnu Ömer (r.a) hazretleri şöyle diyordu: "Akşama erdin mi, sabahı bekleme, sabaha erdin mi akşamı bekleme. Sağlıklı olduğun sırada hastalık halin için hazırlık yap. Hayatta iken de ölüm için hazırlık yap." (Buhârî, Rikak 2; Tirmizî, Zühd 25, (2334)).
İslam Çalışmayı Teşvik Eder
عن الْمِقْدَامْ بن معدي كربْ )ر( قال: قالَ رَسُولُ اللّهِ: مَا أكَلَ أحَدٌ طَعَاماً قَطُّ خَيراً مِنْ أنْ يَأكُلَ مِنْ عَمَلِ يَدِهِ، وَإنّ نَبِىَّ اللّهِ دَاوُدَ عَليْهِ السَّلامُ كَانَ يأكُلُ مِنْ عَمَلِ يَدِهِ.
Mikdâm İbnu Ma'dikerb (r.a) den: "Rasulullah (a.s) buyurdular ki:
"(Benî Adem'den) hiç kimse elinin emeğinden daha hayırlı bir taamı asla yememiştir. Allah'ın peygamberi Dâvud aleyhisselâm elinin emeğini yerdi." [Buhârî, Büyû 15.]
Hz. Ömer (r.a) mescitte oturan bir gruba ne ile geçindiklerini sordu:
-Kardeşlerimiz bize bakarlar, bizler mütevekkilleriz, cevabını alınca:
-Sizler mütevekkil değil, müteekkillersiniz (yiyicilersiniz), hadi bakalım rızkınızı kazanmaya, diyerek onları azarladı.
M. Akif'te: "Topal tilki olup asalak yaşamaya özeneceğine, aslan ol da başkaları senin artığınla geçinsin" der.
Hayat Tabii Şartlarıyla Algılanır; Her Şeyde Denge Vardır
عن أنس )ر( قال: جاء ثَلاَثَةُ رَهْطٍ إلى بِيُوتِ أزْوَاجِ رَسُولِ اللّهِ يَسْأَلُونَ عَنْ عِبَادَتِهِ فَلَمّا أُخْبِرُوا كَأنّهُمْ تَقَالُّوهَا، قَالوا: أين نَحْنُ مِنْ رَسُولِ اللّهِ وقَدْ غُفِرَ لَهُ مَا تَقَدّمَ مِنْ ذَنْبِهِ وَمَا تَأَخَّرَ؟ قال: أَحَدهُمْ أمّا أنَا فَأصَلِّى اللَّيْلَ أبداً. وَقالَ الاخرُ: وَأنَا أصُومُ الدّهْرَ وَلا َأُفْطِرُ. وَقَالَ الاخَرُ: وَأنَا أعْتَزلُ النّسَاءَ وَلَا أتَزَوَّجُ أبداً. فَجَاءَ رَسُولُ اللّهِ إلَيْهِمْ فقَال: أنْتُمُ الَّذِينَ قُلْتُمْ كَذَا وَكَذَا، أما وَاللّهِ إنّى لَاَخْشَاكُمْ للّهِ وأتْقَاكُمْ لهُ، ولَكِنِّى أصُومُ وأُفْطِرُ وأُصَلِّى وأرقَدُ وأتَزَوّجُ النّسَاءَ، فَمَنْ رغِبَ عَنْ سُنَّتِى فَلَيْسَ مِنِّى. أخرجه الشيخان والنسائى.
Enes (r.a) anlatıyor: Hz. Peygamber (a.s)'in zevce-i pâklerinin hâne-i saâdetlerine bir gurub erkek gelerek Resûlullah (a.s)'ın (evdeki) ibadetinden sordular. Kendilerine sordukları husus açıklanınca sanki bunu az bularak: "Resûlullah (a.s) kim, biz kimiz? Allah O'nun geçmiş ve gelecek bütün günahlarını affetmiştir (bu sebeple O'na az ibadet de yeter) dediler.
İçlerinden biri: "Ben artık hayatım boyunca her gece namaz kılacağım" dedi.
İkincisi: "Ben de hayatımca hep oruç tutacağım, hiç bir gün terk etmeyeceğim" dedi.
Üçüncüsü de: "Kadınları ebediyen terkedip, onlara hiç temas etmeyeceğim" dedi. (Bilâhere durumdan haberdar olan) Hz. Peygamber (a.s) onları bularak: "Sizler böyle böyle söylemişsiniz. Halbuki Allah'a yemin olsun Allah'tan en çok korkanınız ve yasaklarından en ziyade kaçınanınız benim. Fakat buna rağmen, bazan oruç tutar, bazan yerim; namaz kılarım, uyurum da; kadınlarla beraber de olurum. (Benim sünnetim budur), kim sünnetimi beğenmezse benden değildir" buyurdu. (Buhârî, Nikah 1; Müslim, Nikah 5, (1401); Nesâî, Nikah 4, (6, 60).
Her Hak Sahibine Hakkını Ver
عن أبى جُحيفة )ر( قال: آخَى رسُولُ اللّهِ بَيْنَ سَلمَانَ وأبى الدرداء )ر( فزارَ سلمانُ أبا الدرداءِ فرأى أمَّ الدَّرْدَاءِ مُتَبَذِّلةً فقال: ما شَأْنُكِ؟ قالتْ أخوكَ أبو الدَّرْدَاء ليس له حاجةٌ في الدنيا. فَجَاءهُ أبو الدَّرْداء: فَصَنَع لَهُ طَعاماً وَقَالَ لَهُ كُلْ، فقالَ إنّى صَائِمٌ. فقالَ سَلمانُ ما أنا بِآكِلٍ حَتّى تَأْكُلَ فأكلَ فلمّا كَانَ الليلُ ذهبَ أبو الدرداء يقومُ. فقال: نِمْ فنامَ. ثمّ ذَهَبَ لِيَقُومَ، فقال: نِمْ فنَامَ. فلَمّاكَانَ مِنْ آخِرِ اللّيْلِ قَالَ سَلْمَانُ قُمْ الآنَ، فَصَلَّيَا. فَقَال لَهُ سَلْمَانُ: إنّ لِرَبِّكَ علَيْكَ حَقّاً، وإنَّ لِنَفْسِكَ عَلَيْكَ حَقّاً، ولِاَهْلِكَ علَيْكَ حَقّاً. فَأَعْطِ كُلَّ ذِى حَقٍّ حَقَّهُ فَذَكَرَ ذلِكَ لِرَسُولِ اللّهِ فقالَ صَدَقَ سَلْمَانُ.
Ebu Cuheyfe (r.a) anlatıyor: Resûlullah (a.s) Selman'la Ebu'd-Derda (r. anhüma)'yı kardeşlemişti. Selman bir defasında Ebu'd-Derdâ'yı ziyaret etti. Evde, Ebu'd'Derdâ'nın hanımını düşük bir kıyafet içinde buldu. "Bu halin ne?" diye sordu, kadın: "Kardeşiniz, Ebu'd-Derdâ'nın dünya ile alakası kalmadı" diye açıkladı.
Ebu'd-Derda geldi ve Selman (r.a)'a yemek getirerek: "Buyur, ye!" dedi ve ilave etti: "Ben orucum!". Selman: "Hayır sen yemezsen ben de yemem" dedi. Beraber yediler. Akşam olunca Ebu'd-Derdâ (Selman'dan) gece namazı için müsaade istediyse de, Selman: "Uyu" dedi. Beraber uyudular. Bir müddet sonra Ebu'd-Derda namaza kalkmak istedi. Selman tekrar: "Uyu!" dedi. Uyudular. Gecenin sonuna doğru Selman "Şimdi kalk!" dedi. Kalkıp beraber namaz kıldılar. Sonra Selman şu nasihatta bulundu: "Senin üzerinde Rabbinin hakkı var, nefsinin hakkı var, ehlinin de hakkı var. Her hak sâhibine hakkını ver." Ertesi gün Ebu'd-Derdâ, durumu Hz. Peygamber (a.s)'e anlattı. Resûlullah (a.s) "Selman doğru söylemiş" buyurdu. (Buhârî, Edeb 86, Savm 51, Teheccüd 15; Tirmizî, Zühd 64 (2415).
عن حذيفة )ر( قال: قَالَ رَسُولُ اللّهِ:لَايَنْبَغِى لِلْمُؤْمِنِ أنْ يُذِلَّ نَفْسَهُ، قَالُوا: وَكَيْفَ يُذِلُّ نَفْسَهُ؟ قَالَ: يَتَعَرَّضُ مِنَ الْبَلاَءِ لِمَالا َ يُطِيقُ.
Huzeyfe (r.a) anlatıyor: "Rasulullah (a.s) buyurdular ki: "Bir mü'minin nefsini alçaltıp zelil kılması muvafık değildir."
Orada bulunanlar: "Kişi nefsini nasıl zelil kılar?" dediler.
"Takat getiremeyeceği belaya karşı kendini ileri sürer!" buyurdular." [Tirmizî, Fiten 67, (2255).]
Allah her iki alem için de dua etmemizi ister ve bunu öğretir.
وِمِنْهُم مَّن يَقُولُ رَبَّنَا آتِنَا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الآخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ
Onlardan bir kısmı da: Ey Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver. Bizi cehennem azabından koru! derler. (el-Bakara, 2/201)
وَاكْتُبْ لَنَا فِي هَذِهِ الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الآخِرَةِ
Bize bu dünyada da iyilik yaz ahirette de iyilik yaz. (Araf, 7/156)
لَهُمُ الْبُشْرَى فِي الْحَياةِ الدُّنْيَا وَفِي الآخِرَةِ
Onlara dünya hayatında da ahirette de müjdeler vardır. (Yunus, 10/64)
وَآتَيْنَاهُ فِي الْدُّنْيَا حَسَنَةً وَإِنَّهُ فِي الآخِرَةِ لَمِنَ الصَّالِحِينَ
Ona dünyada iyilik verdik. Ahirette de o salihlerdendir. (Nahl,16/122)
وَابْتَغِ فيمَا اتيكَ اللّهُ الدَّارَ الْاخِرَةَ وَلَا تَنْسَ نَصيبَكَ مِنَ الدُّنْيَا وَاَحْسِنْ كَمَا
اَحْسَنَ اللّهُ اِلَيْكَ وَلَا تَبْغِ الْفَسَادَ فِى الْاَرْضِ اِنَّ اللّهَ لَا يُحِبُّ الْمُفْسِدينَ
" Allah'ın sana verdiği (bu servet) içinde âhiret yurdunu ara; dünyadan da nasibini unutma. Allah sana nasıl iyilik ettiyse sen de öyle iyilik et; yeryü-zünde bozgunculuk etmeyi isteme. Çünkü Allah bozguncuları sevmez." (Kasas, 28/77)
Kolaylık Esastır:
يُريدُ اللّهُ بِكُمُ الْيُسْرَ وَلا يُريدُ بِكُمُ الْعُسْرَ
Allah Teâlâ sizin için kolaylık ister, güçlük istemez. (Bakara, 2\185)
عن عائشة )ر( قالتْ: كَانَ لِرَسُولِ اللّهِ حَصِيرٌ يَحتجزُهُ في الَّليْلِ فيصَلِّى فيهِ، ويَبْسُطُهُ في النَّهارِ فَيَجْلِسُ عَليهِ، فَجَعلَ النَّاسُ يَثُوبُونَ اِلَيْهِ يُصَلُّونَ بِصَلاتِهِ حَتّى كَثُرُوا فَأَقْبَلَ عَلَيْهِمْ فقالَ: يا أيُّها النّاسُ خُذُوا مِن الْاَعْمَالِ مَا تُطيقُونَ فإِنَّ اللّهَ تَعَالى يَمَلُّ حَتَّى تَمَلُّوا، وإنّ أَحَبَّ الْاَعْمَالِ إِلى اللَّهِ تَعالى مَا دَامَ وإنْ قَلَّ، وَكانَ آلُ محمدٍ إذَا عَمِلُوا عَمَلاً أَثبَتُوهُ
Aişe (r. anhâ) şunu anlatır: Hz. Peygamber (a.s)'in bir hasırı vardı, geceleri perde yapıp gerisinde namaz kılardı, gündüzleri de yayıp üzerine otururdu. Halk da Resulullah (a.s)'ın yanına dönüp (gelip) aynen onun gibi namaz kılmaya başladılar. Sayı gittikçe arttı. Bunun üzerine Resulullah (a.s) onlara yönelerek şunu söyledi: "Ey insanlar, takat getireceğiniz işleri yapın. Zira siz (dua etmekten) usanmadıkça Allah da sevap yazmaktan usanmaz. Allah'a en hoş gelen amel, az da olsa devamlı olanıdır." Ravi der ki: Muhammed (a.s)'in ailesi bir iş yapınca onu sâbit kılardı (artık terk etmez devamlı yapardı). Buhârî, İman 16, Ezân 81, Rikâk 18; Müslim, Salât 283, (782); Muvatta, Salâtu'l-Leyl 4, (1, 118); Nesâî, Kıyâmu'l-Leyl 1 (3, 218); Ebu Dâvud, Salât 317, (1368).
Buhârî'nin Ebu Hüreyre (r.a)'den yaptığı bir rivayette: "Orta yolu tutun, güzele yakın olanı arayın, sabah vaktinde, akşam vaktinde, bir miktar da gecenin son kısmında yürüyün (ibadet edin), ağır ağır hedefe varabilirsiniz. Unutmayın ki sizden hiç kimseye, yaptığı amel, cenneti kazandırmayacaktır" buyurdu. "Sen de mi (amelinle cennete gidemiyeceksin) ey Allah'ın Resûlü?" dediler "Evet, ben de, dedi, Allah affı ve rahmeti ile muâmele etmezse ben de!" (Buhârî, Rikak 18).
Buhârî ve Nesâî'de gelen bir başka rivayette: "Bu din kolaylıktır. Kimse (aşırı gayretle) dini geçmeye çalışmasın, (başa çıkamaz, yine de yapamadığı eksiklikleri kalır ve) galibiyet dinde kalır" buyurulmuştur. (Buhârî, İman 29).
A. Özmen 10.03.2005


Yorumlar - Yorum Yaz


Köşe Yazısı
Günün Ayeti

“…Eğer Sana gelen bu ilimden sonra, onların arzularına uyarsan, (işte o zaman) Allah tarafından Sen’in ne bir dostun ne de bir koruyucun vardır.” 

(Ra‘d, 37)

Günün Hadisi

“Kim Allah Teâlâ’nın rızâsı için (Allâh’ın kullarına karşı) bir derece tevâzû gösterirse, bu sebeple Allah onu bir derece yükseltir…” 

(İbn-i Mâce, Zühd, 16)

Saat
Takvim
Hava Durumu
Anlık
Yarın
26° 33° 21°
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam23
Toplam Ziyaret72438