Üyelik Girişi
Ana Menü
Videolar
Site Haritası

Yaşlılara Saygı

YAŞLILARA SAYGI

ليسَ منَّا من لم يَرحَم صغيرنا ولم يُوقِّرْ كبيرَنَا
"Küçüklerimize merhamet etmeyen, büyüklerimize saygı göstermeyen bizden değildir." (Tirmizî, Birr, 25/15)
(Sebeb-i vürudu: Bir gün, ashab-ı kiram, Peygamberimizin çevresinde oturmuş, onu dinliyorlardı. Bu sırada efendimizi görmeye ve onunla konuşmaya gelen bir ihtiyar topluluğa yaklaştı. Sahabiler ihtiyara yer verirken biraz ağır davrandılar. Müslümanların bu hareketi Peygamberimizin gözünden kaçmadı. Yer vermedeki bu gevşekliği beğenmedi ve yukarıdaki ifadeyi buyurdu.)
İnsanın biyolojik devreleri
İhtiyar olma hali, ihtiyar olma çağı, kişinin yaşlanma devresi.
İnsanın dünyada geçirdiği hayat; merhaleler hakkında Kur'an şu izahı yapar:
يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِن كُنتُمْ فِي رَيْبٍ مِّنَ الْبَعْثِ فَإِنَّا خَلَقْنَاكُم مِّن تُرَابٍ ثُمَّ مِن نُّطْفَةٍ ثُمَّ مِنْ عَلَقَةٍ ثُمَّ مِن مُّضْغَةٍ مُّخَلَّقَةٍ وَغَيْرِ مُخَلَّقَةٍ لِّنُبَيِّنَ لَكُمْ وَنُقِرُّ فِي الْأَرْحَامِ مَا نَشَاء إِلَى أَجَلٍ مُّسَمًّى ثُمَّ نُخْرِجُكُمْ طِفْلاً ثُمَّ لِتَبْلُغُوا أَشُدَّكُمْ وَمِنكُم مَّن يُتَوَفَّى وَمِنكُم مَّن يُرَدُّ إِلَى أَرْذَلِ الْعُمُرِ لِكَيْلَا يَعْلَمَ مِن بَعْدِ عِلْمٍ شَيْئاً
"Ey insanlar eğer öldükten sonra dirilmekten kuşkuda iseniz (bilin ki) biz sizi (önce) topraktan, sonra nutfe (sperma) den, sonra alaka (embriyon) dan, sonra yaratılışı belli belirsiz bir çiğnem et parçasından yarattık ki, size (kudretimizi) açıkça gösterelim. Dilediğimizi belirtilmiş bir süreye kadar rahimlerde tutuyoruz sonra sizi bir bebek olarak çıkarıyoruz. Sonra gücünüze ermeniz için (sizi büyütüyoruz). İçinizden kimi (henüz çocukken öldürülüyor, kimi de ömrün en kötü çağına) (ihtiyarlığa) itiliyor ki, bilirken bir şey bilmez hale gelsin (çocukluğundaki gibi vücutça ve akılca güçsüz bir duruma düşün) " (Hacc, 22/5), (ayrıca bkz. Mü'minûn, 23/14);
وَاللّهُ خَلَقَكُمْ ثُمَّ يَتَوَفَّاكُمْ وَمِنكُم مَّن يُرَدُّ إِلَى أَرْذَلِ الْعُمُرِ لِكَيْ لاَ يَعْلَمَ بَعْدَ عِلْمٍ شَيْئاً إِنَّ اللّهَ عَلِيمٌ قَدِيرٌ
"Sizi Allah yarattı. Sizi yine O öldürecek, içinizden kimi -bildikten sonra (çocuk gibi) bir şey bilmesin diye- en aşağı ömre (erzeli'l-ömür) kadar geri götürülür... (Yani ihtiyar olur, dermansızlık ve akıl noksanlığı hususunda bir çocuğa benzer, unutkanlık hali başlar)" (Nahl, 16/70);
ثُمَّ رَدَدْنَاهُ أَسْفَلَ سَافِلِينَ
"Sonra onu aşağı/arın aşağısına çevirdik" (Tîn, 95/5).
Ayette geçen "esfeli's-sâfilîn" tabiri cehennem, ateş ile açıklandığı gibi âyetin öncesiyle irtibat kurularak ruh ve madde itibariyle en güzel -ahseni takvim- biçimde yaratıları insanın daha sonra temizlik yerine eğrilik, güzellik yerine çirkinlik, ilerleme yerine gerileme, sıhhat yerine hastalık, gençlik yerine ihtiyarlık, ilim yerine cehalet ve bunaklık, çalışma yerine tembellik, hürriyet yerine esaret, izzet yerine zillet, hayat yerine ölüm ve çürüyüp kokma noktasına getirileceği şeklinde de izah edilmiştir.
Söz konusu ayetler, insanlar için dünya hayatındaki en son noktanın "erzeli'l-ömür" yani, ihtiyarlığın bunama hali olduğunu ifade etmektedir. Bu noktada bulunan insan, akıl, anlayış ve güç itibariyle çocukluk dönemindeki durumuna teşbih edilmiştir.
Yaşlılık hali
Yaşlanmak ve ölüm kaçınılmazdır. Ömrümüz olduğu sürece yaşlanmak her insanın...
Uzun ömür sürmek, insanı aldatmamalıdır. Çünkü uzun yaşamak meziyet değildir. Önemli olan, güzel hatıralar bırakarak yaşayabilmektir.
Kur'an'da yaşlılara saygı
وَقَضَى رَبُّكَ أَلَّا تَعْبُدُوا إِلَّا إِيَّاهُ وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَانًا إِمَّا يَبْلُغَنَّ عِنْدَكَ الْكِبَرَ أَحَدُهُمَا أَوْ كِلَاهُمَا فَلَا تَقُلْ لَهُمَا أُفٍّ وَلَا تَنْهَرْهُمَا وَقُلْ لَهُمَا قَوْلًا كَرِيمًا * وَاخْفِضْ لَهُمَا جَنَاحَ الذُّلِّ مِنْ الرَّحْمَةِ وَقُلْ رَّبِّ ارْحَمْهُمَا كَمَا رَبَّيَانِي صَغِيرًا
"Rabbin, sadece kendisine ibadet etmenizi, ana babaya da iyi davranmanızı kesin olarak emreder. Eğer onlardan biri ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara "öf" bile deme. Onları azarlama. Onlara tatlı ve güzel söz söyle. Onlara merhamet ederek üzerlerine kanat ger ve de ki: Ey Yüce Rabbim! Küçükken onlar beni nasıl koruyup yetiştirdilerse, Sen de onları esirge." (İsrâ,17/23-24)
وَمَنْ نُعَمِّرْهُ نُنَكِّسْهُ فِي الْخَلْقِ أَفَلَا يَعْقِلُونَ
"Kime uzun ömür verirsek biz onun yaratılışını (gençliğini, güzelliğini) bozar, gücünü azaltır, beli bükük hale getiririz. Onlar bunu hiç düşünmezler mi?" (Yâsin, 36/68)
اللَّهُ الَّذِي خَلَقَكُمْ مِنْ ضَعْفٍ ثُمَّ جَعَلَ مِنْ بَعْدِ ضَعْفٍ قُوَّةً ثُمَّ جَعَلَ مِنْ بَعْدِ قُوَّةٍ ضَعْفًا وَشَيْبَةً يَخْلُقُ مَا يَشَاءُ وَهُوَ الْعَلِيمُ الْقَدِيرُ
"Allah, sizi güçsüz olarak yaratan, sonra güçsüzlüğün ardından bir güç veren, sonra gücün ardından bir güçsüzlük ve yaşlılık verendir" (Rûm, 30/54) âyeti de insan bedeninin, hayat süresi içinde uğradığı iniş çıkışları ifâde etmektedir.
Ömrün uzun veya kısa olması, Allah'ın takdiri iledir.
İrademizin dışında insan için takdir edilen bu zaman dilimlerini yaşamanın leh ve aleyhimizde olması, ancak iman ve İslâm'a uyup uymama açısındandır. Bununla beraber ihtiyarlık akıl ve güce koyduğu engel nedeniyle devası ve şifası yaratılmayan bir hastalık olarak vasıflandırılmıştır
تَدَاوَوْا عِبَادَ اللَّهِ فَإِنَّ اللَّهَ سُبْحَانَهُ لَمْ يَضَعْ دَاءً إِلَّا وَضَعَ مَعَهُ شِفَاءً إِلَّا الْهَرَمَ
Tedavi olunuz, ey Allah'ın kulları. Çünkü doğrusu Allah yaşlılıktan başka yarattığı her hastalıkla beraber bir deva (ilâç) da yaratmıştır» buyurdu. (İbn Mace, Tıbb, 1/3436)
Bunun için Hz. Peygamber (s.a.v):
وَأَعُوذُ بِكَ أَنْ أُرَدَّ إِلَى أَرْذَلِ الْعُمُرِ
"Allah'ım! Erzeli'l-ömür (ihtiyarlığın, bunaklığın) den de sana sığınırım" buyurmuştur (Buharî, Cihad, 25; Müslim, Zikr, 52).
Önümüzde uzun yıllar var gözükebilir; ama bu durum bizi aldatmamalıdır.
Yaşadığımız her anın kıymetini bilmeli ve en iyi şekilde onu değerlendirmeliyiz. Unutmamalıyız ki, bizim için dün geçmiştir. Yarına çıkacağımız ise kesin değildir.
Bize düşen, içerisinde bulunduğumuz zamanı en güzel ve hayırlı bir biçimde değerlendirmek ve salih amel sahibi olarak dolu dolu yaşamaktır.
İnsan yaşlandıkça emellerinin gençleştiği ifade edilir. Ne tûl-u ömür, ne de tûl-u emel (uzun ömür ve uzun emelli olmak arzusu) bizleri aldatmamalıdır.
Hiç şüphe yok ki, bugünün gençleri, yarının yaşlılarıdır.
Gençliğinde büyüklere saygı duymayanların, yaşlandıklarında küçüklerinden saygı beklemeleri muhaldir.
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ )ص( مَا أَكْرَمَ شَابٌّ شَيْخًا لِسِنِّهِ إِلَّا قَيَّضَ اللَّهُ لَهُ مَنْ يُكْرِمُهُ عِنْدَ سِنِّهِ
"Her hangi bir genç, bir kimseye yaşlı olduğu için ikramda bulunursa, Allah o gence, yaşlılığında kendisine ikramda bulunacak birini nasip eder." (Tirmizî, Birr, 25/(2022))
Aşırı yaşlılıktan Allah'a sığınan Hz. Peygamber (Ahmed, Müsned, II, (185)) bir devlet başkanı olarak güçsüzlerin ve yaşlıların bakımını üstlenmiştir.
عن أبي الدَّرداءِ قال سمعتُ رَسُولَ اللَّهِ )ص( يقول: ابْغُونِي ضُعَفَاءَكُمْ فَإِنَّمَا تُرْزَقُونَ وَتُنْصَرُونَ بِضُعَفَائِكُمْ
"Güçsüz ve düşkünleri araştırıp bana getirin, (ihtiyaçlarını karşılayayım). Çünkü siz ancak içinizdeki güçsüzler sayesinde yardım görüyor ve rızıklandırılıyorsunuz." (Tirmizî, Cihad, 21/24)
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ )ص( ‏ يَكْبَرُ ابْنُ آدَمَ وَيَكْبَرُ مَعَهُ اثْنَانِ حُبُّ الْمَالِ، وَطُولُ الْعُمُرِ ‏
"Âdemoğlu yaşlandıkça şu iki şeyi gençleşir: Mala ve uzun yaşamaya düşkünlük." (Buhârî, Rikak, 81/5)
Yaşlılara karşı görevlerimiz
Yaşlılara ilgi ve saygı göstermek, onların hayır duasını almak, gündelik hayatımızın her alanında (toplu taşım araçları, alış veriş merkezleri ve bunun gibi sosyal mekânlarda) yaşlılara öncelik tanımak insanlık görevimizdir.
Sofrada, sohbette, yolculukta, çarşı-pazarda vb. her yerde onlara öncelik vermek, tecrübelerinden yararlanmak, unutulmadıklarını göstermek saygının gereğidir.
Bugün gençliği, sağlığı, gücü kuvveti yerinde olanların, bu nitelikleri ömür boyu koruyamayacakları açıktır. Bunların zamanla zaafa uğraması kaçınılmazdır. Öyle ise, bizim de bir gün yaşlanacağımızı göz önüne alarak yaşlılara, özellikle ana babamıza, dedelerimize, ninelerimize saygılı davranmalı ve bu konuda çocuklarımıza ve gençlerimize örnek olmalıyız.
Yaşlılara hürmet ve ihtimam göstererek onların gönüllerini ve dualarını almak önemli bir insanlık borcudur. Onlara güzel ve tatlı söz söylemek, merhamet ve tevazu göstermek ihmal edilmemesi gereken dînî bir vecibedir.
عن أبى هريرة )ر( أنّ رَسُولُ اللّهِ )ص( قال: رَغِمَ أنفُهُ رغمَ أنفُهُ رغمَ أنفُهُ، قيلَ مَنْ يَا رَسُولُ اللّهِ ؟ قال: مَنْ أدركَ والدِيهِ عندَ الكِبرِ أو أحَدَهُمَا ثمّ لم يدخلْ الجنّةَ.
Ebu Hüreyre (r.a) anlatıyor: "Peygamberimiz (s.a.v.) bir gün:
"Burnu sürtülsün, burnu sürtülsün, burnu sürtülsün" dedi.
"Kimin burnu sürtülsün ey Allah'ın Resulü?" diye sorulunca şu açıklamada bulundu:
"Ebeveyninden her ikisinin veya sâdece birinin yaşlılığına ulaştığı halde cennete giremeyenin." (Müslim, Birr, 45/9)
قالَ رسولُ اللّهِ )ص( : الرَّاحِمُونَ يَرْحَمُهُمُ اللّهُ تَعالى! ارحَمُوا مَنْ فِي الْأَرضِ يَرْحَمْكُمْ مَنْ في السَّمَاءِ الرَّحِمُ شِجْنَةٌ مِنَ الرَّحْمنِ مَنْ وَصَلَهَا وَصَلَهُ اللّهُ وَمَنْ قَطَعَهَا قَطَعَهُ اللّهُ تَعال.
Abdullah İbnu Amr İbni'l-Âs (r.a.) anlatıyor: "Rasûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: "Allah, merhametli olanlara rahmetle muamele eder. Öyleyse, sizler yeryüzündekilere karşı merhametli olun ki, semâda bulunanlar da size rahmet etsinler. Rahim (akrabalık bağı) Rahmân'dan bir bağdır. Kim bunu korursa Allah onunla (rahmet bağı) kurar, kim de koparırsa, Allah da ondan (rahmet bağını) koparır." (Tirmizî, Birr, 25/16)
Hz. Ebû Bekir'in babası Ebû Kuhâfe, pîr-i fâni olduğu halde, henüz Müslüman olmamıştı. Gözlerinin feri kalmamış, yolunu göremiyordu. Oğlu Hz. Ebu Bekir ihtiyar babasının elinden tutarak Peygamber'in huzuruna getirdi. Herkese karşı saygı gösteren büyük Peygamber: "İhtiyarı niçin buralara kadar zahmete koştun? O'nu kendi halinde bıraksaydın, biz onun ayağına giderdik", dedi. Onu önüne oturttu. Elini göğsünün üzerine koyarak ona İslâm'ı telkin etti. İşte O, yaşlılara böyle muâmele ederdi. (İbn Hişam, es-Sîretü'n-Nebeviyye, Kahire 1955, II, 405-406; A.H.Berki, O. Keskioğlu, Hz. Muhammed ve Hayatı, D.İ.B. Yayını, Ankara 1972, Sh. 330)
Başlangıç itibariyle topraktan yaratıları insan, sonuçta da ölüm ile toprağa karışacak, kabir hayatından sonra kıyâmet ile tekrar diriltilerek mahşere sevk edilecektir.
إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ )ص( كَانَ يَتَعَوَّذُ مِنْهُنَّ دُبُرَ الصَّلَاةِ: اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنْ الْجُبْنِ وَأَعُوذُ بِكَ أَنْ أُرَدَّ إِلَى أَرْذَلِ الْعُمُرِ وَأَعُوذُ بِكَ مِنْ فِتْنَةِ الدُّنْيَا وَأَعُوذُ بِكَ مِنْ عَذَابِ الْقَبْرِ
Şüphesiz Rasûlullâh (s.a.v) namaz arkasında şunlardan Allah'a sığınırdı: "Allah'ım, ben korkaklıktan Sana sığınırım; ömrün en değersizine döndürülmemden de Sana sığınırım; dünya fitnesinden Sana sığınırım; kabir azabından da Sana sığınırım". (Buhari, Cihad, 25)
Rasûlullâh (s.a.s) inanlara son derece sevgi ve merhamet göstermiş söz ve fiilleriyle ümmetinin de aynı şekilde davranmalarını ikaz etmiştir. O, güçsüzlükleri nedeniyle çocuk ve yaşlılara daha ziyade merhamette bulunmuş ve onların gönüllerini hoş etmeye çalışmıştır.
İhtiyarlar için İslâm hukukunda genel manâda istisnai bir durum söz konusu değildir: Ancak güçsüzlüğün son noktasında, oruç için fitre, hac için ise bedel gönderilmesine ruhsat verilmiştir. Namazların imâ ile kılınabileceği hükme bağlanmıştır.
عَنْ أَبِي مُوسَى الْأَشْعَرِيِّ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ )ص( إِنَّ مِنْ إِجْلَالِ اللَّهِ إِكْرَامَ ذِي الشَّيْبَةِ الْمُسْلِمِ وَحَامِلِ الْقُرْآنِ غَيْرِ الْغَالِي فِيهِ (الغالي فيه المجاوز حده) وَالْجَافِي عَنْهُ (أصل الجفاء ترك الصلة والبر وجفاه أبعده وأقصاه) وَإِكْرَامَ ذِي السُّلْطَانِ الْمُقْسِطِ
Ebu Musa el Eş'arî'den (rivayet edildiğine göre) Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
"Muhakkak ki ihtiyar müslümana, Kur'ân'ı terk etmeyen ve yasaklarını çiğnemeyen Kur'ân hafızlarına ve adaletli devlet başkanına hürmet etmek, Allah'a saygıdandır." (Ebu Davud, Edeb, 20/4843)
قال رسول اللَّه : « يَؤُمُّ الْقَوْمَ أَقْرَؤهُمْ لِكتَابِ اللَّهِ ، فَإِنْ كَانُوا في الْقِراءَةِ سَواءً ، فَأَعْلَمُهُمْ بِالسُّنَّةِ ، فَإِنْ كَانُوا في السُّنَّةِ سَوَاءً ، فَأَقْدمُهُمْ هِجْرَةً ، فَإِنْ كانُوا في الهِجْرَةِ سَوَاءً ، فَأَقْدَمُهُمْ سِنّاً وَلا يُؤمَّنَّ الرَّجُلُ الرَّجُلَ في سُلْطَانِهِ ، وَلا يَقْعُدُ في بيْتِهِ على تَكْرِمتِهِ إِلاَّ بِإِذْنِهِ» رواه مسلم .

Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu:
"Cemaata Kur'an'ı en iyi bilen ve okuyanları imam olsun. Kur'an bilgisinde eşit iseler, sünneti en iyi bilen; eğer sünnet bilgisinde de denk olurlarsa, önce hicret etmiş olan; hicret etmekte de aynı iseler, yaşca en büyükleri imam olsun. Hâkim ve yetkili olduğu yerde kişiye, izni olmadıkça bir başkası imam olmaya kalkmasın. Hiç kimse, başkasının evinde, izni olmadıkça ev sahibinin özel yerine oturmasın." (Müslim, Mesâcid, 290)
كان رسولُ اللَّه )ص( يمْسحُ منَاكِبَنَا في الصَّلاةِ وَيَقُولُ : « اسْتَوُوا وَلا تخْتلِفُوا ، فَتَخْتَلِفَ قُلُوبُكُمْ ، لِيَلِني مِنكُمْ أُولوا الأَحْلامِ والنُّهَى ، ثُمَّ الَّذِينَ يَلُونَهم ، ثُمَّ الذين يلونَهم »
Resûlullah (s.a.v) namaza başlayacağımız zaman omuzlarımıza dokunarak şöyle buyururdu:
-"Düz durun, karışık durmayın. Sonra kapleriniz de karmakarışık olur. Namazda benim arkama yaşlı-başlı olanlar dursun. Onların arkasına kendilerinden sonra gelenler, daha sonra da onlardan sonra gelenler dursun." (Müslim, Salât 122. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Salât 95; Nesâî, Salât 54)
Ebû Yahyâ (veya Ebû Muhammed) Sehl İbni Ebû Hasme el-Ensârî (r.a) şöyle dedi:
Abdullah İbni Sehl ve Muhayyısa İbni Mes'ûd, sulh günlerinde Hayber'e gitmişlerdi. (İşlerini görmek için birbirlerinden) ayrıldılar. Neticede Muhayyısa, (buluşma yerine geldiğinde) Abdullah İbni Sehl'i kanlar içinde can çekişirken buldu. Onu defnetti ve sonra Medine'ye döndü. (Abdullah'ın kardeşi) Abdurrahman İbni Sehl (durumu öğrenince yanına) Mes'ûd'un oğulları Muhayyısa ve Huvayyısa'yı da alarak Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e gitti. Oradakilerin yaşça en küçüğü olan Abdurrahman, olayı anlatmaya başladı. Bunun üzerine Hz. Peygamber:
"Sözü büyüğünüze bırak, sözü büyüğünüze bırak!" buyurdu.
Abdurrahman sustu ve olayı ötekiler anlattı. Neticede Hz. Peygamber:
"Kâtil üzerinde hakkınız olabilmesi için yemin eder misiniz? buyurdu. (Buhârî, Cizye 12, Edeb 89, Diyât 22; Müslim, Kasâme 1,3,6. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Diyât 8; Tirmizî, Diyât 4,22;)

19.03.2009
Abdullah ÖZMEN


Yorumlar - Yorum Yaz


Köşe Yazısı
Günün Ayeti

“…Eğer Sana gelen bu ilimden sonra, onların arzularına uyarsan, (işte o zaman) Allah tarafından Sen’in ne bir dostun ne de bir koruyucun vardır.” 

(Ra‘d, 37)

Günün Hadisi

“Kim Allah Teâlâ’nın rızâsı için (Allâh’ın kullarına karşı) bir derece tevâzû gösterirse, bu sebeple Allah onu bir derece yükseltir…” 

(İbn-i Mâce, Zühd, 16)

Saat
Takvim
Hava Durumu
Anlık
Yarın
21° 9°
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam5
Toplam Ziyaret73620