Üyelik Girişi
Ana Menü
Videolar
Site Haritası

Allah ve Peygamber Sevgisi

Allah ve Peygamber Sevgisi

قُلْ اِنْ كَانَ ابَاؤُكُمْ وَاَبْنَاؤُكُمْ وَاِخْوَانُكُمْ وَاَزْوَاجُكُمْ وَعَشيرَتُكُمْ وَاَمْوَالٌ اقْتَرَفْتُمُوهَا وَتِجَارَةٌ تَخْشَوْنَ كَسَادَهَا وَمَسَاكِنُ تَرْضَوْنَهَا اَحَبَّ اِلَيْكُمْ مِنَ اللّهِ وَرَسُولِه وَجِهَادٍ فى سَبيلِه فَتَرَبَّصُوا حَتّى يَاْتِىَ اللّهُ بِاَمْرِه وَاللّهُ لَا يَهْدِى الْقَوْمَ الْفَاسِقينَ
"Ey Muhammed de ki: Babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, akrabanız, elde ettiğiniz mallar, durgun gitmesinden korktuğunuz ticâret, hoşunuza giden evler sizce Allah'tan, Peygamberinden ve Allah yolunda savaşmaktan daha sevgili ise, Allah'ın buyruğu gelene kadar bekleyin. Allah fâsık kimseleri doğru yola eriştirmez" (Tevbe, 9/24)
Allah'ı sevmek, O'nu bilmeye ve tanımaya bağlıdır.
Kişinin Allah'ı sevmesi O'nun Kur'anda belirttiği güzel vasıflara sahip olmasıyla mümkündür.
Çünkü insan, ancak bildiğini ve tanıdığını sever ve onu hoşnut edecek vasıflara sahip olmaya çalışır. Onun hoşlanmadığı özelliklerden de kaçınmaya çalışır.
Mesela; Allah, güzellik sergileyen, Allah'ı görür gibi O'na kulluk yapanları (Bakara,2/ 195), tevbe edenleri ve temizlenenleri, (Bakara, 2/222), Rasûlullah'a tâbi olup uyanları, (Âl-i İmrân, 3/31), takvâ sahibi muttakîleri, (Âl-i İmrân, 3/76), sabredenleri, (Al-i İmrân, 3/146), adil olanları, (Mâide, 5/42), (Hucurât, 49/9)... sever.
Yine Allah, aşırı gidenleri, (Bakara, 2/190), fesâdı/bozgunculuğu, (Bakara, 2/205), fâsidleri/bozguncuları, (Mâide, 5/64), günahlarda ısrar eden nankörleri, fâizle uğraşanları, (Bakara, 2/276), kâfirleri, Allah'a ve Rasûlüne itaat etmeyenleri, (Al-i İmrân, 3/32), zâlimleri, (Âl-i İmrân, 3/57, 140), şımarıkları, (Kasas, 28/76), kendini beğenip böbürlenen kimseleri, (Nisâ, 4/36), (Lokman, 31/18 ), hâin günahkârları, (Nisâ, 4/107), isrâf edenleri, (En'âm, 6/141, A'râf, 7/31)...sevmez.
Bir İslâm büyüğü olan Hasan Basri'nin: "Rabbini bilen O'nu sever'' (Ahmet Serdaroğlu, İhyau Ulûmi'd-Dîn Tercümesi, c. IV, s. 537, İstanbul, 1975.) sözü ne kadar güzeldir.
Allah Teâlâ, Kur'an-ı Kerim'de belirtilen sıfatları ile tanınır.
O, âlemlerin Rabbidir. Bütün alemleri yaratan ve yaşatan O'dur. O'ndan başka yaratıcı yoktur.
Her şeyi gören ve bilendir. Yerde ve göklerde O'na saklı hiçbir şey yoktur.
Her şeyi görür ve işitir. Hatta gönüllerde saklı olan şeyleri bile bilir. Rahman'dır, Rahim'dir, insanlara ve bütün canlılara sonsuz şefkat ve merhameti vardır.
Yarattığı insanlardan O'na inanmayanları da yedirip içirmekte ve doyurmaktadır. İnsanları öldürüp sonra diriltecek ve huzurunda sorgulayacak olan O'dur.
Emirlerine uyup yasakladıklarından sakınmış olanları cennetle ve cennetin sonsuz nimetleri ile mükafatlandıracak O'dur.
Her şeye gücü yeter.
Kâinatta olan her şeyi, güneşi de ayı da, denizleri ve nehirleri de hepsini insanoğlunun hizmetine veren ve emrine amâde kılan O'dur.
قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ {1} اللَّهُ الصَّمَدُ {2} لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ {3} وَلَمْ يَكُن لَّهُ كُفُواً أَحَدٌ {4}
1-De ki; O Allah bir tektir.
2-Allah sameddir (Bütün varlıklar O'na muhtaç, fakat O, hiç bir şeye muhtaç değildir
3-Doğurmadı ve doğurulmadı.
4-O 'na hiçbir şey denk de olmadı. (İhlas, 112/1-4)
وَلَئِن سَأَلْتَهُم مَّنْ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ لَيَقُولُنَّ اللَّهُ فَأَنَّى يُؤْفَكُونَ {61} اللَّهُ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَن يَشَاءُ مِنْ عِبَادِهِ وَيَقْدِرُ لَهُ إِنَّ اللَّهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ {62} وَلَئِن سَأَلْتَهُم مَّن نَّزَّلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَأَحْيَا بِهِ الْأَرْضَ مِن بَعْدِ مَوْتِهَا لَيَقُولُنَّ اللَّهُ قُلِ الْحَمْدُ لِلَّهِ بَلْ أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْقِلُونَ {63}
61- Andolsun ki onlara, "Gökleri ve yeri yaratan, güneşi ve ayı buyruğu altında tutan kimdir?" diye sorsan "Allah" derler. O halde nasıl (haktan) çevrilip döndürülüyorlar?
62- Allah, kullarından dilediğine rızkı bol bol verir, dilediğine de kısar. Şüphesiz Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.
63- Andolsun ki onlara, "Gökten su indirip, onunla ölümünün ardından yeryüzünü canlandıran kimdir?" diye sorsan, mutlaka, "Allah" derler. De ki: (Öyleyse) hamd de Allah'a mahsustur. Fakat çokları akıllarını kullanmazlar. (Ankebut, 29/61-63)
الَّذِي خَلَقَنِي فَهُوَ يَهْدِينِ {78} وَالَّذِي هُوَ يُطْعِمُنِي وَيَسْقِينِ{79} وَإِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْفِينِ {80} وَالَّذِي يُمِيتُنِي ثُمَّ يُحْيِينِ {81} وَالَّذِي أَطْمَعُ أَن يَغْفِرَ لِي خَطِيئَتِي يَوْمَ الدِّينِ{82}
78- O ki, beni yaratan ve bana doğru yolu gösterendir, 79- Beni yediren, içirendir,
80- Hastalandığım zaman bana O, şifâ verir." 81- O ki, benim canımı alacak, sonra diriltecektir. 82- Ve hesap günü, hatamı bağışlayacağını umduğumdur. (Şuara, 26/78-82)
اللّهُ لاَ إِلَـهَ إِلاَّ هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ لاَ تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلاَ نَوْمٌ لَّهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ مَن ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِنْدَهُ إِلاَّ بِإِذْنِهِ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلاَ يُحِيطُونَ بِشَيْءٍ مِّنْ عِلْمِهِ إِلاَّ بِمَا شَاء وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ وَلاَ يَؤُودُهُ حِفْظُهُمَا وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ
Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur. O daima diridir (hayydır), bütün varlığın idaresini yürüten (kayyum)dir. O'nu ne gaflet basar, ne de uyku. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. İzni olmadan huzurunda şefaat edecek olan kimdir? O, kullarının önlerinde ve arkalarında ne varsa hepsini bilir. Onlar ise, O'nun dilediği kadarından başka ilminden hiç bir şey kavrayamazlar. O'nun kürsisi, bütün gökleri ve yeri kucaklamıştır. Onların her ikisini de görüp gözetmek O'na bir ağırlık vermez. O çok yücedir, çok büyüktür. (Bakara, 2/255)
Bu sıfatlar, Allah'tan başka kimde bulunur? Hiç kimsede bulunmaz. En üstün yaratık olan insandaki yetenekleri insana veren O'dur. Bunun için insanoğlu yalnız O'na ibadet etmek ve her şeyden daha çok O'nu sevmek durumundadır.
Allah sevgisi insanı Allah'a yaklaştırır ve O'nun rızasını kazanmasına sebep olur. Peygamberimiz buyuruyor:
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ (ص) « كَانَ مِنْ دُعَاءِ دَاوُدَ يَقُولُ اللَّهُمَّ إِنِّى أَسْأَلُكَ حُبَّكَ وَحُبَّ مَنْ يُحِبُّكَ وَالْعَمَلَ الَّذِى يُبَلِّغُنِى حُبَّكَ اللَّهُمَّ اجْعَلْ حُبَّكَ أَحَبَّ إِلَىَّ مِنْ نَفْسِى وَأَهْلِى وَمِنَ الْمَاءِ الْبَارِدِ ».
"Davut (a.s.)'un duasından birisi şöyle idi: "Allah'ım, senden senin sevgini ve seni sevenleri sevmeyi ve senin sevgine beni ulaştıracak amelleri dilerim. Allah'ım, senin sevgini, nefsimden ailemden ve soğuk sudan daha sevgili kıl." (Tirmizi, Daavat, 73.)
Peygamberimiz, Allah'ı candan sever ve O'na ibadet etmekten büyük haz duyardı.
Peygamberimizin gece namazında ayakları şişinceye kadar ayakta durduğunu biliyoruz.
حَدَّثَنَا مِسْعَرٌ عَنْ زِيَادٍ قَالَ سَمِعْتُ الْمُغِيرَةَ (ر) يَقُولُ إِنْ كَانَ النَّبِىُّ (ص) لَيَقُومُ لِيُصَلِّىَ حَتَّى تَرِمُ قَدَمَاهُ أَوْ سَاقَاهُ ، فَيُقَالُ لَهُ فَيَقُولُ « أَفَلاَ أَكُونُ عَبْدًا شَكُورًا » .
Kendisine:
- Ey Allah'ın Resûlü, yüce Allah seni bağışlamışken bu kadar zahmete neden katlanıyorsunuz? Dediklerinde, O:
- Niçin Allah'a şükreden bir kul olmayayım? diye cevap veriyordu. (Buhari, Teheccüd, 6) Bu cevap, onun, Allah korkusu endişesiyle değil, Allah'a olan sevgi ve derin saygısı sebebiyle ibadet ettiğini gösteriyor.
Esasen Allah'a yapılan ibadetin makbul olanı da budur. Severek, isteyerek ve saygı duyarak yapılan ibadet en makbul ibadettir.
Peygamberimiz her vesile ile Allah'a olan derin saygısını dile getirirdi.
Ömer b. el-Hattab (r.a.) anlatıyor: Peygamberimizin huzuruna Havazin kabilesinden bir takım esirler gelmişti. Bunların içinde emzikli bir kadın vardı. Çocuğunu kaybetmişti. O, göğsüne biriken sütü esirler arasındaki çocuklara veriyor, emziriyordu.
Bu kadın esirler arasında kendi çocuğunu bulunca hemen onu alıp bağrına bastı ve derin bir sevgi ile çocuğunu emzirmeye başladı.
Bu şefkat ve sevgiyi görünce Peygamberimiz bize:
- Şu kadının çocuğunu ateşe atacağına ihtimal verir misiniz? Buyurdu, Biz:
- Hayır, atmamağa gücü yettiği sürece atmaz, dedik. Bunun üzerine Peygamberimiz:
- İşte Allah Teâlâ kullarına bu kadının çocuğuna olan sevgi ve şefkatinden daha merhametli ve şefkatlidir, buyurdu. (Buhari, Edeb, 18; Müslim, Tevbe, 4.)
Allah'ı Ancak Mü'minler Sever
Hiç şüphe yok ki, Allah'ı, O'nu tanıyan ve O'na inanan kimse sever.
وَمِنَ النَّاسِ مَن يَتَّخِذُ مِن دُونِ اللّهِ أَندَاداً يُحِبُّونَهُمْ كَحُبِّ اللّهِ وَالَّذِينَ آمَنُواْ أَشَدُّ حُبّاً لِّلّهِ وَلَوْ يَرَى الَّذِينَ ظَلَمُواْ إِذْ يَرَوْنَ الْعَذَابَ أَنَّ الْقُوَّةَ لِلّهِ جَمِيعاً وَأَنَّ اللّهَ شَدِيدُ الْعَذَابِ
"İnsanlar arasında Allah'ı bırakıp O'na koştukları eşleri ilah olarak benimseyip onları Allah'ı sever gibi sevenler vardır. İnananların Allah'ı sevmesi ise hepsinden kuvvetlidir." (Bakara, 2/165)
Allah'ı sevenler, O'nu her zaman anarlar.
Bir insanın sevdiğini sık sık anmasından daha olağan ne olabilir? Sevilen Allah olunca, bu anış, insanın bütün varlığını kaplayan bir aşk haline dönüşür. Böyle olunca sevgili Peygamberimizin buyurdukları gibi Allah Teâlâ o kimsenin işiten kulağı, gören gözü ve konuşan dili olur.
Gönüllerinde Allah sevgisi yer etmiş olan kimseler her zaman ve her yerde Allah'ı anarlar. Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruluyor:
الَّذِينَ يَذْكُرُونَ اللّهَ قِيَاماً وَقُعُوداً وَعَلَىَ جُنُوبِهِمْ وَيَتَفَكَّرُونَ فِي خَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ رَبَّنَا مَا خَلَقْتَ هَذا بَاطِلاً سُبْحَانَكَ فَقِنَا عَذَابَ النَّارِ
"Onlar ayakta dururken, otururken, yanları üzerine yatarken (her zaman) Allah'ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler ve şöyle derler: ''Rabbimiz, sen bunu boş yere yaratmadın. Seni tesbih ederiz. Bizi cehennem azabından koru." (Al-i İmran, 3/191)
عن عائشةَ (رعنها) ، أَن رسول اللَّه (ص)، بعَثَ رَجُلاً عَلَى سرِيَّةٍ ، فَكَانَ يَقْرأُ لأَصْحابِهِ في صلاتِهِمْ، فَيخْتِمُ بــ { قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ } فَلَمَّا رَجَعُوا ، ذَكَروا ذلكَ لرسولِ اللَّه (ص) ، فقال : « سَلُوهُ لأِيِّ شَيءٍ يَصْنَعُ ذلكَ ؟ » فَسَأَلوه ، فَقَالَ : لأنَّهَا صِفَةُ الرَّحْمَنِ ، فَأَنَا أُحِبُّ أَنْ أَقْرَأَ بِهَا، فقال رسولُ اللَّه (ص) : « أَخْبِرُوهُ أَنَّ اللَّه تعالى يُحبُّهُ » متفقٌ عليه .
Aişe (r.anha)'dan rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v) ashaptan bir kişiyi askerî bir bölüğe komutan tayin edip gazaya göndermişti. Bu zat bölüğe her namaz kıldırışında (ikinci rekâtta) İhlâs sûresini okuyarak kıraatını bitirirdi. Dönüşte, komutanın namazı İhlâs sûresi ile bitirmeyi âdet edinmiş olduğunu Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'e haber verdiler. O da:
-Niçin böyle yaptığını ona sorunuz!" buyurdu. Sordular.
- İhlâs sûresi, Rahmân'ın sıfatlarını ihtivâ ediyor. Bu sebeple ben onu okumayı severim, dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber:
- "Allah Teâlâ'nın da onu sevdiğini kendisine müjdeleyiniz!" buyurdu. (Buhârî, Tevhîd 1; Müslim, Salâtü'l-müsâfirîn 263. Ayrıca bk. Nesâî, İftitâh 69)
Bütün ibadetler, Allah'ı anmak ve daima onu hatırlamak içindir.
Bu itibarla Allah'ı anmak en üstün ibadet sayılmıştır. Nitekim Ebû'd-Derdâ (r.a.)'nın anlattığına göre Peygamberimiz şöyle buyurmuştur.
عَنْ أَبِى الدَّرْدَاءِ (ر) قَالَ قَالَ النَّبِىُّ (ص) « أَلاَ أُنَبِّئُكُمْ بِخَيْرِ أَعْمَالِكُمْ وَأَزْكَاهَا عِنْدَ مَلِيكِكُمْ وَأَرْفَعِهَا فِى دَرَجَاتِكُمْ وَخَيْرٌ لَكُمْ مِنْ إِنْفَاقِ الذَّهَبِ وَالْوَرِقِ وَخَيْرٌ لَكُمْ مِنْ أَنْ تَلْقَوْا عَدُوَّكُمْ فَتَضْرِبُوا أَعْنَاقَهُمْ وَيَضْرِبُوا أَعْنَاقَكُمْ ». قَالُوا بَلَى. قَالَ « ذِكْرُ اللَّهِ تَعَالَى ».
"Size işlerinizin en hayırlısını, Allah katında en makbulünü, dereceleriniz bakımından en yükseğini, altın ve gümüş dağıtmaktan daha üstününü, savaş alanlarında düşmanlarınızla karşılaşıp onları öldürmenizden daha hayırlı olanını haber vereyim mi?'' diye sordu. Ashab:
"Evet, ey Allah'ın Resûlü, haber ver'', dediler. Peygamberimiz:
"Allah'ı anmaktır'', buyurdu. (Tirmizi, Daavat, 6)
Allah'ı ananların Allah tarafından anılacakları ve O'nun tükenmek bilmeyen maddi ve manevi nimetlerine, sayısız Iütuflarına erecekleri Kur'an-ı Kerim'de müjdelenmiş ve:
فَاذْكُرُونِي أَذْكُرْكُمْ وَاشْكُرُواْ لِي وَلاَ تَكْفُرُونِ
''Siz beni anın, ben de sizi anayım. Bana şükredin, sakın nankörlük etmeyin", (Bakara, 2/152) buyurulmuştur.
Bu âyet-i kerime şu tabirlerle açıklanmıştır:
- Siz beni, bana itaatle anınız, ben de sizi rahmetimle anayım.
- Siz beni, bana dua ederek anın, ben de sizi, duanızı kabul ederek anayım.
- Beni överek ve itaat ederek anın, ben de sizi nimetimi artırarak anayım.
- Siz beni gizli yerlerde anın, ben de sizi alenen anayım.
- Siz beni refah ve rahat içinde iken anın, ben de sizi felâket ve musîbete uğradığınız zaman anayım.
- Siz beni ibadetle anın, ben de sizi yardımımla anayım.
- Siz beni, İslâm'ı yaymak için anın, ben de sizi hidayetimle anayım.
- Siz beni "Allah'tan başka ilâh yoktur'' diyerek anın, ben de sizi kulluğa kabul ederek anayım. (Hak Dini Kur'an Dili, Bakara 152'nci ayetin tefsiri.)
Görülüyor ki, Yüce Allah kulunun, kendi rızası için olan hiçbir davranışını karşılıksız bırakmıyor.
Ebû Hureyre (r.a.) Peygamberimizin şöyle buyurduğunu haber veriyor:
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ (ص): يَقُولُ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ أَنَا عِنْدَ ظَنِّ عَبْدِى بِى وَأَنَا مَعَهُ حِينَ يَذْكُرُنِى إِنْ ذَكَرَنِى فِى نَفْسِهِ ذَكَرْتُهُ فِى نَفْسِى وَإِنْ ذَكَرَنِى فِى مَلإٍ ذَكَرْتُهُ فِى مَلإٍ هُمْ خَيْرٌ مِنْهُمْ وَإِنْ تَقَرَّبَ مِنِّى شِبْرًا تَقَرَّبْتُ إِلَيْهِ ذِرَاعًا وَإِنْ تَقَرَّبَ إِلَىَّ ذِرَاعًا تَقَرَّبْتُ مِنْهُ بَاعًا وَإِنْ أَتَانِى يَمْشِى أَتَيْتُهُ هَرْوَلَةً
"Aziz ve Celil olan Allah buyurur ki, "Ben kulumun beni zannı yanındayım, beni nasıl sanırsa ben öyleyim. Kulum beni andığı zaman muhakkak onunla beraberim. O beni gönlünde gizlice anarsa, ben de onu öyle anarım. Eğer o beni bir topluluk içinde anarsa ben de onu, beni içinde andığı topluluktan daha hayırlı bir topluluk için de anarım. Kulum bana bir karış yaklaşırsa, ben ona bir arşın yaklaşırım. Kulum bana yürüyerek gelirse, ben ona koşarak gelirim." (Müslim, Kitabu'z-Zikr ve't-Tevbe ve'I-İstiğfar, I; Buhari, Zühd,15.)
Bu hadis-i şerifte, Allah Teâlâ'nın kuluna yakınlık derecesini anlatmak için kullanılan karış ve arşın gibi gözle görülen şeylere ait ölçü aletlerinin Allah Teâlâ hakkında kullanılması tamamiyle mecazî tabirlerdir. Bunun gibi Allah Teâlâ hakkında koşmak tabiri de kulun isteğine ve duasına sür'atle icabet etmekten kinayedir.
قال : سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّه (ص) يَقُول: « إِنَّ اللَّه يحِبُّ العَبدَ التَّقِيَّ الغَنِيَّ »
Sa'd İbni Ebû Vakkâs (r.a) Resûlullah (s.a.v)'i şöyle buyururken dinledim, dedi:
"Allah Teâlâ müttakî, gönlü zengin, kendi halinde işiyle ve ibadetiyle uğraşan kulunu sever." (Müslim, Zühd, 11)
Allah'ı seveni, Allah'a itaat edeni Allah da sever, başkalarına da sevdirir.
وعنه عن النبي (ص) ، قال : « إِذَا أَحَبَّ اللَّهُ تعالى العَبْدَ ، نَادَى جِبْريل : إِنَّ اللَّه تعالى يُحِبُّ فُلاناً ، فَأَحْبِبْهُ ، فَيُحبُّهُ جِبْريلَ ، فَيُنَادى في أَهْلِ السَّمَاء : إِنَّ اللَّه يُحِبُّ فُلاناً ، فَأَحِبوهُ ، فَيُحِبُّهُ أَهْلُ السَّمَاءِ ، ثُمَّ يُوْضَعُ له القَبُولُ في الأَرْضِ » متفقٌ عليه.
Ebû Hüreyre (r.a)'den rivayet edildiğine göre Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu:
Allah Teâlâ bir kulu sevdiği zaman Cebrâil'e:
"Allah filanı seviyor, onu sen de sev!" diye emreder. Cebrâil de o kulu sever, sonra gök halkına:
- Allah filanı gerçekten seviyor; onu siz de seviniz! diye hitâbeder.
Göktekiler de o kimseyi severler. Sonra da yeryüzündekilerin gönlünde o kimseye karşı bir sevgi uyanır. (Buhârî, Bedü'l-halk 6, Edeb 41, Tevhîd 33; Müslim, Birr 157)
Allah'ı Sevmenin Belirtisi Nedir? Yolunda Çabalayıp Durmak Değil midir?
عن أبى هريرة )ر( قال: قالَ رَسُولُ اللّهِ(ص): قَالَ اللّهُ تَعالى: مَنْ عَادَى لِي وَلِيّاً فَقَدْ آذَنْتُهُ بِحَرْبٍ، وَمَا تَقَرَّبَ اليّ عَبْدِي بِشَىْءٍ أحَبَّ الىَّ مِنْ أدَاءِ مَا افْتَرَضْتُ عَلَيْهِ، ولاََيَزَالُ عَبْدِي يَتَقَرَّبَ اليّ بِالنَّوافِلِ حَتّى أُحِبُّهُ، فإذا أحْبَبْتُهُ كُنْتُ سَمْعَهُ الَّذِى يَسْمَعُ بِهِ. وَبَصَرَهُ الَّذى يُبْصِرُهُ بِهِ وَيَدَهُ الَّتِى يَبْطِشُ بِهَا. وَرِجْلَهُ الَّتِى يَمْشِى بِهَا، وإنْ سَألَنِى أعْطَيْتُهُ، وإنِ اسْتَعاذَنِى أعَذْتُهُ، وَمَا تَرَدَّدْتُ عَنْ شَىْءٍ أنَا فَاعِلُهُ تَرَدُّدِى عَنْ قَبْضِ نَفْسِ عَبْدِى الْمُؤْمِنِ، يَكْرَهُ الْمَوْتَ وَأكْرَهُ مَسَاءَتَهُ.
Ebu Hüreyre (r.a) anlatıyor: "Resûlullah (a.s) buyurdular ki:
"Allah Teâla hazretleri şöyle ferman buyurdu: "Kim benim veli kuluma düşmanlık ederse ben de ona harp ilan ederim. Kulumu bana yaklaştıran şeyler arasında en çok hoşuma gideni, ona farz kıldığım (aynî veya kifaye) şeyleri eda etmesidir. Kulum bana nafile ibadetlerle yaklaşmaya devam eder, sonunda sevgime erer. Onu bir sevdim mi artık ben onun işittiği kulağı, gördüğü gözü, tuttuğu eli, yürüdüğü ayağı (aklettiği kalbi, konuştuğu dili) olurum. Benden birşey isteyince onu veririm, benden sığınma talep etti mi onu himayeme alır, korurum. Ben yapacağım bir şeyde, mü'min kulumun ruhunu kabzetmedeki tereddüdüm kadar hiç tereddüte düşmedim: O ölümü sevmez, ben de onun sevmediği şeyi sevmem." [Buhârî, Rikak 38.]
Mü'minler, birbirlerini Allah için sevmelidirler.
Allah için olmayan sevginin Allah katında bir değeri yoktur. Birbirlerini Allah için değil de şahsî çıkar uğruna sevenlerin kıyamet günü birbirlerine düşman olacakları Kur'an-ı Kerim'de bildirilmekte ve şöyle buyurulmaktadır.
الْأَخِلَّاء يَوْمَئِذٍ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ إِلَّا الْمُتَّقِينَ
"O gün Allah'tan korkanlar hariç, birbirine dost olanlar düşmandırlar." (Zuhruf, 43/67)
Allah ve Peygamber sevgisi ile birbirini sevenler, birbirlerine karşı saygılı davranırlar. Birbirlerine haksızlık yapmaktan, birbirinin zararına olacak tutum ve davranışlardan sakınırlar. Kendileri için arzu ettikleri iyilikleri sevdikleri için de arzu ederler. Birbirlerine daima iyi ve yararlı öğütlerde bulunurlar. Felâket zamanlarında birbirlerine yaklaşır, üzüntülerini paylaşırlar. Muhtaç iseler ellerinden gelen her türlü yardıma koşarlar.
Kıyamet günü en üstün dereceyi, Allah sevgisi ile birbirlerini sevenlerin alacağı müjdelenmiştir.
Muaz (r.a.) diyor ki: Peygamberimizin şöyle buyurduğunu işittim:

عَنْ أَبِى مُسْلِمٍ الْخَوْلاَنِىِّ حَدَّثَنِى مُعَاذُ بْنُ جَبَلٍ قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ (ص) يَقُولُ « قَالَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ الْمُتَحَابُّونَ فِى جَلاَلِى لَهُمْ مَنَابِرُ مِنْ نُورٍ يَغْبِطُهُمُ النَّبِيُّونَ وَالشُّهَدَاءُ ».
Allah Teâlâ, "Benim hoşnutluğum uğrunda sevişenler için, Peygamberlerin ve şehitlerin bile imrenecekleri derecede nurdan kürsüler vardır." (Tirmizî, Zühd, 31)
Görülüyor ki, Allah sevgisi, dünya ve ahiret mutluluğunun vesilesidir. Allah sevgisi etrafında birleşmemiz ve bu sevgi ile birbirimizi sevmemiz, Allah'ı razı edecek bir davranış olacaktır.
Ne mutlu Allah sevgisi gönlünde yer etmiş olanlara ve yine ne mutlu Allah için, O'nun rızasını kazanmak için birbirini sevenlere.
Peygamberimiz buyuruyor:
عَنْ أَبِى هُرَيْرَةَ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ (ص) « إِنَّ اللَّهَ يَقُولُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ:- أَيْنَ الْمُتَحَابُّونَ بِجَلاَلِى؟ الْيَوْمَ أُظِلُّهُمْ فِى ظِلِّى يَوْمَ لاَ ظِلَّ إِلاَّ ظِلِّى ».
"Allah Teâlâ kıyamet gününde: "Benim için sevişenler nerededir? Onları gölgemden başka gölge bulunmayan bir günde arşımın gölgesinde gölgelendireceğim'', buyurur. (Müslim, Kitabu'I-Birr ve's-Sıla ve'I-Adab, 12)
Allah'ı sevmek, O'nun gönderdiği son Peygamber Muhammed Mustafa (s.a.v.)'e uymakla olur.
Peygamberimizi örnek almayan, onun sünnetini uygulamayan kimsenin, Allah'ı seviyorum, demesinin bir anlamı yoktur. Kur'an-ı Kerim bu konuda şöyle diyor:
قُلْ إِن كُنتُمْ تُحِبُّونَ اللّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
"De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyunuz ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın." (Âl-i İmrân, 3/31)
لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِّمَن كَانَ يَرْجُو اللَّهَ وَالْيَوْمَ الْآخِرَ وَذَكَرَ اللَّهَ كَثِيراً
"Sizin için, Allah'ı ve âhiret gününü umanlar, Allah'ı çokça ananlar için Allah'ın peygamberinde en mükemmel örnek vardır." (Ahzâb, 33/21)
عَنْ أَبِي هريرة (ر) أَن رسول اللَّه (ص) قالَ : كُلُّ أُمَّتِي يدْخُلُونَ الْجنَّةَ إِلاَّ مَنْ أَبِي » . قِيلَ وَمَنْ يَأَبى يا رسول اللَّه ؟ قالَ : « منْ أَطَاعَنِي دَخَلَ الجنَّةَ ، ومنْ عصَانِي فَقَدْ أَبِي »
Ebû Hüreyre (r.a)'den rivâyet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v):
"İstemeyenler dışında, ümmetimin tamamı cennete girer" buyurdu. Bunun üzerine:
- Ey Allah'ın elçisi, cennete girmeyi kim istemez ki? denildi. Peygamber Efendimiz:
- "Bana itaat edenler cennete girer, bana karşı gelenler cenneti istememiş demektir" buyurdu. (Buhârî, İ'tisâm, 2)
Peygamberi sevmek, Allah'ı sevmek demektir.
Alimleri, müttakileri ve hayır sahiplerini sevmek de böyledir. Zira sevilenin sevgilisi de sevilir. Sevilenin elçisi de sevilir. Sevileni seven de sevilir. Burada gerçekte sevilen yalnız Allah'tır. O'ndan başka gerçek sevgiyi hakeden yoktur.
Mesela 'nsan annesini-babasını sever. Niçin sever? Çünkü onlar onun var olmasının sebebidirler. Ayrıca da onu yetiştirip büyütmüşlerdir. Bunun için anne ve baba sevilir. Halbuki insanı yaratan Allah'tır. Anne ve babayı onun var olması için sebep kılan da O'dur. Anne ve babaya çocuk sevgisini veren de yine O'dur. Hayvanlara bile bu sevgiyi vermiştir. Peygamberimiz buyuruyor:
أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ (ص) يَقُولُ « جَعَلَ اللَّهُ الرَّحْمَةَ مِائَةَ جُزْءٍ ، فَأَمْسَكَ عِنْدَهُ تِسْعَةً وَتِسْعِينَ جُزْءًا ، وَأَنْزَلَ فِى الأَرْضِ جُزْءًا وَاحِدًا ، فَمِنْ ذَلِكَ الْجُزْءِ يَتَرَاحَمُ الْخَلْقُ ، حَتَّى تَرْفَعَ الْفَرَسُ حَافِرَهَا عَنْ وَلَدِهَا خَشْيَةَ أَنْ تُصِيبَهُ » .
"Allah Teâlâ rahmeti yüz parça yaptı. Doksan dokuz parçasını kendi yanında tuttu, bir parçasını yeryüzüne indirdi. İşte bu bir parça rahmet sebebiyle bütün yaratıklar birbirleriyle sevişirler. Hatta kısrak yavrusunu emzirirken dokunur korkusu ile bir ayağının tırnağını yukarı kaldırır." (Buhari, Edep, 19; Müslim, Tevbe, 4)
Evet, Peygamber sevgisi Allah sevgisinden sonra gelir.
Onu seven ve sünnetine uyan, dünyada olduğu gibi ahirette de mutlu olacak, onunla birlikte cennete girecektir.
حَدَّثَنَا أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ قَالَ بَيْنَمَا أَنَا وَرَسُولُ اللَّهِ (ص) خَارِجَيْنِ مِنَ الْمَسْجِدِ فَلَقِينَا رَجُلاً عِنْدَ سُدَّةِ الْمَسْجِدِ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ مَتَى السَّاعَةُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ (ص) « مَا أَعْدَدْتَ لَهَا ». قَالَ فَكَأَنَّ الرَّجُلَ اسْتَكَانَ ثُمَّ قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ مَا أَعْدَدْتُ لَهَا كَبِيرَ صَلاَةٍ وَلاَ صِيَامٍ وَلاَ صَدَقَةٍ وَلَكِنِّى أُحِبُّ اللَّهَ وَرَسُولَهُ. قَالَ « فَأَنْتَ مَعَ مَنْ أَحْبَبْتَ ».
Enes b.Malik (r.a.) anlatıyor: Bir defa Peygamberimizle birlikte mescidden çıkıyorduk. Mescidin kapısında karşımıza bir adam çıktı ve:
- Ey Allah'ın Rasûlü, kıyamet ne zaman kopacak? diye sordu. Peygamberimiz:
- Sen kıyamet için ne hazırladın? buyurdu. Adam:
- Ey Allah'ın Resûlü, ben kıyamet için çok namaz, oruç ve sadaka hazırlamadım, ancak ben Allah'ı ve Peygamberini severim, dedi. Bunun üzerine Peygamberimiz.
- O halde sen sevdiklerinle beraber olacaksın, buyurdu. (Müslim, Kitabu'l-Birr ve's-Sıla, 50.)
Konu ile ilgili olarak Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulmuştur:
وَمَن يُطِعِ اللّهَ وَالرَّسُولَ فَأُوْلَـئِكَ مَعَ الَّذِينَ أَنْعَمَ اللّهُ عَلَيْهِم مِّنَ النَّبِيِّينَ وَالصِّدِّيقِينَ وَالشُّهَدَاء وَالصَّالِحِينَ وَحَسُنَ أُولَـئِكَ رَفِيقاً
''Kim Allah'a ve Peygambere itaat ederse işte onlar, Allah'ın kendilerine nimet verdiği Peygamberlerle, sıddıklarla, şehitlerle, iyilerle birlikte olacaktır. Bunlar ne güzel arkadaştır." (Nisa, 4/69)
Az önce Allah ve Peygamber sevgisinin imandan olduğunu söylemiştik. İnananlar da birbirini sevmedikçe gerçek anlamda mü'min olamayacakları Peygamberimiz tarafından bildirilmiş ve şöyle buyurulmuştur.
عَنْ أَبِى هُرَيْرَةَ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ (ص) « لاَ تَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ حَتَّى تُؤْمِنُوا وَلاَ تُؤْمِنُوا حَتَّى تَحَابُّوا. أَوَلاَ أَدُلُّكُمْ عَلَى شَىْءٍ إِذَا فَعَلْتُمُوهُ تَحَابَبْتُمْ أَفْشُوا السَّلاَمَ بَيْنَكُمْ ».
"Nefsimi kudret elide tutan Allah'a yemin ederim ki, siz, iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de olgun mü'min olamazsınız. Size bir şey söyleyeyim, onu yaptığınız zaman sevişirsizin: Aranızda selâmı yayınız." (Müslim, İman, 22.)
Evet, insanın sadece, Allah'ı seviyorum, demesinden bir şey çıkmaz. Kişinin sözünden çok işine bakılır. Allah'ı sevmek demek, O'nun Peygamberini de sevmek demektir. Peygamberi sevmek demek ise, onun izinden gitmek ve her işte onu örnek almaktır.
Hz. Peygamberin Sünnetini Yaşatmak Sevginin Göstergesidir:
اَنَّ النَّبِيَّ (ص) قَالَ َمَنْ أَحْيَا سُنَّتِي فَقَدْ أَحَبَّنِي ‏.‏ وَمَنْ أَحَبَّنِي كَانَ مَعِي فِي الْجَنَّةِ
"Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu: Kim benim sünnetimi ihya ederse beni sevmiş olur. Beni seven de cennette benimle beraber olur." (Tirmizi, Sünen, İlim, 39/16, Hadis no:2602)
İmanın Tadını Hissettiren Üç Özellik
وعن أَنسٍ (ر) عن النبي (ص) قال : « ثَلاثٌ مَنْ كُنَّ فِيهِ وَجَدَ بِهِنَّ حَلاَوَةَ الإِيَمَانِ : أَنْ يَكُونَ اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَحَبَّ إِلَيْهِ مِمَّا ، سِواهُما ، وأَنْ يُحِبَّ المَرْءَ لا يُحِبُّهُ إِلاَّ للَّهِ ، وَأَنْ يَكْرَه أَنْ يَعُودَ في الكُفْرِ بَعْدَ أَنْ أَنْقَذَهُ اللَّهُ مِنْهُ، كَمَا يَكْرَهُ أَنْ يُقْذَفَ في النَّارِ » متفقٌ عليه .
Enes İbn Mâlik (r.a)'den rivayet edildiğine göre Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu:
"Üç özellik vardır; bunlar kimde bulunursa o, imanın tadını tadar:
Allah ve Resûlünü, (bu ikisinden başka) herkesten fazla sevmek.
Sevdiğini Allah için sevmek.
Allah kendisini küfür bataklığından kurtardıktan sonra tekrar küfre dönmeyi, ateşe atılmak gibi çirkin ve tehlikeli görmek." (Buhârî, Îmân 9, 14, İkrah 1, Edeb 42; Müslim, Îmân 67.Ayrıca bk. Tirmizî, Îmân 10)
قَالَ النَّبِىُّ (ص) « لاَ يُؤْمِنُ أَحَدُكُمْ حَتَّى أَكُونَ أَحَبَّ إِلَيْهِ مِنْ وَالِدِهِ وَوَلَدِهِ وَالنَّاسِ أَجْمَعِينَ » .
Enes (r.a)'den rivayet edildiğine göre Peygamber (s.a.v) efendimiz şöyle buyurdu:
"Sizden birinize ben kendisinden, annesinden, babasından, çocuklarından ve insanlardan daha sevimli olmadığım müddetçe tam iman etmiş sayılmaz."(Buhari, İman, 8)
Süheyb kazandı, Süheyb kazandı, Ebû Yahyâ kazandı! Satış kârlı çıktı.
Hz. Süheyb, Mekke'de kendi gayretiyle çalışıp hayli zengin oldu. Medîne'ye hicret edeceği müşrikler tarafından haber alınınca yolu kesildi. Dediler ki:
- Sen Mekke'ye fakir olarak geldin. Çok mal ve servete kavuştun. Şimdi hem kendin gideceksin, hem bunca malı götüreceksin buna izin vermeyiz.
Hz. Süheyb, onlara buyurdu ki:
- Ey müşrikler. Beni iyi tanırsınız ki, çok iyi ok atarım. Eğer üzerime gelirseniz, ok çantamdaki okların hepsini size atarım ve sonra kılıcımı çekerim. Bunlardan biri elimde bulundukça bana bir şey yapamazsınız, kendiniz bilirsiniz.
Fakat Hz. Süheyb'in, Peygamber efendimize olan muhabbeti, bağlılığı ve O'na kavuşmak arzûsu ve Medîne-i Münevvere'ye gidip ibâdetlerini rahatça edâ edebilmek isteği o kadar çoktu ki, yanında bulunan bütün mallarının ve alacaklarının, Peygamber efendimizin sevgisi yanında hiç kıymeti yoktu. Bu sebeple hiç vakit kaybetmemek, bunlarla oyalanmamak için onlara dedi ki:
- Yanımdaki ve Mekke'de bulunan mallarımı size verirsem önümden çekilir misiniz, yolumu açar mısınız?
Hak ve hakikatlerden nasîbi olmayan müşriklerin de arzûsu buydu. Hemen kabûl ettiler. Hz. Süheyb, yanında bulunan bütün mallarını verdi, Mekke'deki mallarının da yerini tarif edip müşriklerin elinden kurtuldu ve beş parasız olarak yoluna devam etti.
Rasulullah'a kavuşan Süheyb başından geçenleri anlattı: Efendimiz buyurdu ki:
- Süheyb kazandı, Süheyb kazandı, Ebû Yahyâ kazandı! Satış kârlı çıktı.
Sonra Hz. Süheyb hakkında nâzil olan:
وَمِنَ النَّاسِ مَن يَشْرِي نَفْسَهُ ابْتِغَاء مَرْضَاتِ اللّهِ وَاللّهُ رَؤُوفٌ بِالْعِبَادِ
Yine insanlardan kimi de vardır ki, Allah'ın rızasına ermek için kendini feda eder. Allah ise kullarına çok merhametlidir. (Bakara, 2/207) meâlindeki âyet-i kerîmesini okudular.
Zeyd Darağacında
Hicretin dördüncü yılı... Hain bir grup Medine'ye geldi. Sevgili Peygamberimize müracaat ederek:
- Biz müslüman olduk, dediler ve eklediler:
- Kabilemizde İslam'a meyilli kişiler var. Eğer bir grup davetçi gönderirsen faydalı olur.
Efendimiz (a.s.) bu komplocu mahlûkatın gerçek niyetlerini bilmediğinden bu isteğe sevindi ve İslam'ı tebliğ için bir heyet gönderdi. Medine'den ayrıldıktan sonra Racî denilen yerde hıyanet planı uygulamaya konuldu. 10 kişilik tebliğci-öğretmen gruptan 8'i hemen oracıkta şehit edildi. 2'si ise yakalandı. Bunlar, Zeyd b. Desinne ve Hubeyb idi.
Hainler Zeyd ve Hubeyb'i Bedir ve Uhud'daki ölülerinin intikamını alsınlar diye Mekkeli müşriklere sattılar. Müşrikler hemen idam fermanını çıkardılar, sehpaları kurdular. Zeyd b. Desinne (r.a) şehit edileceği sırada müşrikler sordular:
- Şimdi senin yerine Peygamberinin olmasını, onun öldürülmesini, sen de evinde rahat otursaydın istemez miydin?
- Ben Allah Rasulünün, değil benim yerimde idam edilmesini, Medine'de yürürken ayağına bir diken batmasına bile aslâ razı olmam!
Ebû Süfyan bir gerçeği itiraf etmeye mecbur kaldı ve mırıldandı:
- Hayret! Muhammed'in adamlarının O'na sadık olduğu kadar ne kral, ne hükümdar başka hiç kimseye böyle sadakat gösterildiğini görmedim. (İbn Hişam, es-Sîretü'n-Nebeviyye, III/95)
Yolculukta ayağını Medine tarafına uzatarak yatan vezire yapılan şu ikaza bakınız:
Şair Nâbî, hac yolculuğunda Medine'ye yaklaşırken bir istirahat esnasında vezirin Harem'e doğru ayaklarını uzatarak yattığını görüyor. Bu durum zoruna gidiyor ve şu beyti yazıyor:
Sakın, terk-i edepten, kûy-i mahbûb-i Hüda'dır bu;
Nazargâh-ı İlâhî'dir, makam-ı Mustafa'dır bu. Nâbî
Sabah ezanıyla beraber Medine'ye girerlerken müezzinin bu beyti kaside olarak okuduğunu işitince çok şaşırıyor... Doğruca müezzini bulup, beyitleri kimden öğrendiğini soruyor. Müezzin, rüyasında Rasulullah Efendimizi gördüğünü ve beyti kendisine O'nun talim ettiğini, sabahleyin de okumasını istediğini söylüyor.
Yaman Dede'nin Peygamber Aşkına Bir Bakınız:

Gönül hûn oldu şevkinden, boyandım yâ Rasûlallah.
Nasıl bilmem bu hicrana dayandım ya Rasûlallah.
Ezel bezminde bir dinmez figandım yâ Rasûlallah.
Cemalinle ferahnâk et, ki yandım yâ Rasûlallah.

Arif Nihat ASYA nasıl çağırıyor:

Gel Ey Muhammed bahardır
Dudaklar ardında saklı
Aminlerimiz vardır.
Hac'dan döner gibi gel
Mirac'tan iner gibi gel
Bekliyoruz yıllardır.
Üstad Necip Fazıl KISAKÜREK, Peygamberimizin örnekliğini, onu ölçü almamızı, ona uymayan ölçünün hayat bile olsa önemli olmadığını, reddedilmesi gerektiğini bakın ne güzel ifade etmiş:

"Müjdecim, Kurtarıcım, Rehberim, Peygamberim
Sana uymayan ölçü hayat olsa teperim."

Ölçümüz, örnek alacağımız insanın Hazreti Muhammed (s.a.v.) olması gerektiği başka nasıl ifade edilebilir.

Sevgi Neyi Gerektirir?
إِنَّ اللَّهَ وَمَلَائِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْلِيمًا
Allah ve melekleri, Peygamber'e çok salevât getirirler. Ey müminler! Siz de ona salevât getirin ve tam bir teslimiyetle selam verin. (Ahzab, 33/56)
Seyyid Şerîf Cürcânî'ye göre "salât" Allah'tan rahmet, meleklerden istiğfar, mü'minlerden hayır duadır.
اَنَّ النَّبِيَّ (صعلم) قَالَ الْبَخِيلُ مَنْ ذُكِرْتُ عِنْدَهُ ثُمَّ لَمْ يُصَلِّ عَلَيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ‏.‏
"Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu: Cimri, yanında adım anıldığı halde bana salâtü selâm getirmeyen kimsedir" (Ahmed b.Hanbel, Müsned, I, 201)
Kimin Burnu Sürtülsün?
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ )ص( رَغِمَ أَنْفُ رَجُلٍ ذُكِرْتُ عِنْدَهُ فَلَمْ يُصَلِّ عَلَيَّ وَرَغِمَ أَنْفُ رَجُلٍ دَخَلَ عَلَيْهِ رَمَضَانُ ثُمَّ انْسَلَخَ قَبْلَ أَنْ يُغْفَرَ لَهُ وَرَغِمَ أَنْفُ رَجُلٍ أَدْرَكَ عِنْدَهُ أَبَوَاهُ الْكِبَرَ فَلَمْ يُدْخِلَاهُ الْجَنَّةَ
Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Yanında ismim anıldığı halde bana salavat getirmeyen kimsenin burnu yerde sürtünsün. Ramazan ayına girdiği halde günahlarını bağışlatmadan Ramazandan çıkan kimsenin de burnu yerde sürünsün. Yanında anne ve babası ihtiyarlamalarına rağmen onları razı etmediğinden dolayı Cennete giremeyen kimsenin burnu yerde sürtülsün."

Aşkın ile aşıklar, yansın Yâ Rasûlallâh.
İçip aşkın şarabın, kansın Yâ Rasûlallâh.

Şol seni sevenlere, kıl şefaat onlara.
Mümin olan tenlere, cansın Yâ Rasûlallâh.

Âşık Yûnus'un cânı, ilm-ü şefaat kânı,
Âlemlerin sultanı, Sensin Yâ Rasûlallâh.

Not: Bu metin Lütfi Şentürk'ün "Örnek Vaazlar" adlı eserinde değişiklikler yapılarak hazırlanmıştır.

05.04.07 A. Özmen

 


Yorumlar - Yorum Yaz


Köşe Yazısı
Günün Ayeti

Her ümmet için, Allah'ın kendilerine rızk olarak verdiği kurbanlık hayvanların üzerlerine O'nun adını anarak kurban kesmeyi meşru kıldık. Sizin Tanrınız tek bir Tanrı'dır, O'na teslim olun. Allah anıldığı zaman kalbleri titreyen, başlarına gelene sabreden, namaz kılan, kendilerine verdiğimiz rızıktan sarfeden ve Allah'a gönül vermiş olan kimselere müjde et.

(Hacc, 22/34-35) 

Günün Hadisi

Hz. Peygamber (s.a.v) buyuruyor: “İmkânı olup da kurban kesmeyen bizim namazgâhımıza yaklaşmasın!”

(İbn Mâce, Edâhı, 2; Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 321).

Saat
Takvim
Hava Durumu
Anlık
Yarın
1° -5°
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam14
Toplam Ziyaret75684