Üyelik Girişi
Ana Menü
Videolar
Site Haritası

İslam Sevgi ve Barış Dinidir

İSLÂM BARIŞ VE SEVGİ DİNİDİR

İslâm Arapça bir kelime olup, sözlükte; barış, anlaşma, boyun eğme, itaat etme, ihlas, samimiyet gibi anlamlara gelir. Aynı kelime barışa kavuşmak, barışa girmek, selam vermek anlamlarını da ihtiva eder. (El-Kâmusu'l-Muhit, 4/131-133)
İslâm Allah'a boyun eğmek demektir.
إِذْ قَالَ لَهُ رَبُّهُ أَسْلِمْ قَالَ أَسْلَمْتُ لِرَبِّ الْعَالَمِينَ
Rabbi ona, "İslâm ol!" emrini verince, o "Ben âlemlerin Rabbine teslim oldum." dedi. (Bakara, 2/131)
Özel anlamı itibariyle ise; Hz. Peygamber (s.a.s.)'in getirdiği dinî hükümlerin ilâhî mesaj ve öğretilerin tümüdür. (Hak Dini Kur'an Dili, 3/XII.)
Tevhid esasına dayalı İslâm dini "mahlukata merhamet ve yaratıcıya itaat" olarak özetlenebilecek yapısıyla hem hak ve adalet ölçüleri içerisinde huzurlu bir hayat tesis etmiş, hem de kişinin yaratıcısının rızasını kazanarak ebedî saadeti elde etmesini sağlamayı amaçlamıştır.
Bu dinin örnek ve önderi Hz. Muhammed (s.a.s.)dir. Onun en bariz özelliği rahmet peygamberi oluşudur.
وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِّلْعَالَمِينَ
"Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik." (Enbiya, 21/107)
Taif yolculuğunda kendisine yapılan bunca işkence ve hakaretlere rağmen rahmet, sevgi ve barışta zirve olduğunu göstermiş, ellerini kaldırarak şöyle yalvarmıştır: "Allah'ım! Taif halkını helak etme, ben kuvvetimin zafiyetinden sana şikayette bulunuyorum."
Etrafındaki insanlara hiçbir zaman sevgisizlik göstermemiştir. Çocukları sevmiş, yaşlılara, hayvanlara merhamet göstermiş, susuzluktan ölmek üzere olan hayvana su verenin cenneti kazandığını, bir kediye haksızlık edenin de cehennemsi bir hayata gittiğini ashabına haber vermiştir. "Yaratılanı yaratandan ötürü seven" O yüce insan, kız çocuklarını diri diri kumlara gömecek kadar gaddar bir güruhtan her şeyini din kardeşine feda edebilen bir sevgi toplumu meydana getirmiştir.
O, hep güler yüzlü idi. Karşısındakine daima güven telkin ederdi.
Meşhur Yahudi alimi Abdullah b. Selam, onun mübarek yüzünü gördüğünde;
"Bu yüz yalancı yüzü olamaz" diyerek Müslüman olmuştu.( Asr-ı Saadet, II, 784.)
Bir mü'minin din kardeşini güler yüzle karşılamasını dahi ibadet ve hayır telakki etmiştir.( Tirmizi, Birr, 36)
Bir adam Hz. Peygamber (s.a.s)'in yanına gelerek sordu:
Ya Rasûlallah bana öyle bir tavsiyede bulunun ki, onu yaptığımda Allah da insanlar da beni sevsin!
Peygamberimiz buyurdular ki;
"Kalbini Allah'a yönelt. Her işinde Allah'ın emirlerini ölçü al, Allah seni sevsin, halkın elindekine göz dikme halk da seni sevsin." (İbnu Mâce, H. No: 4102.)
Peygamberimiz, kamil imanın kaynağını yine sevgiye bağlamakta ve şöyle buyurmaktadır:
قالَ رَسُولُ اللّهِ: لا يُؤْمِنُ اَحَدُكُمْ حتَّى يُحِبَّ لاخيهِ ما يُحِبَّ لِنَفْسِهِ
Hz. Enes (r.a)'in rivayetine göre Hz. Peygamber (a.s) şöyle buyurmuştur: "Sizden biri, kendi için sevdiğini kardeşi için de sevmedikçe gerçek imana eremez." (Buhârî, İman 6; Müslim, İman 71, (45); Nesâî, İman 19, (3, 115); Tirmizî, Sıfatu'l-Kıyamet 60, (3517); İbnu Mâce, Mukaddime 9, (66).)
Başka bir hadisi şerifte ise şöyle buyurulur:
قال رسولُ اللّه: وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لاَ تَدْخُلُوا الجَنَّةَ حَتَّى تُؤْمِنُوا، وَلاَ تُؤْمِنُوا حَتّى تَحَابُّوا. أَلاأدلُّكُمْ عَلى شَىْءٍ إذَا فَعَلْتُمُوهُ تَحَابَبْتُمْ؟ أفْشُواالسَّلاَمَ بَيْنَكُمْ
Ebû Hüreyre (r.a) anlatıyor: "Rasulullah (a.s) buyurdular ki:
"Allah'a yemin ederim ki, imân etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe imân etmiş olmazsınız! Yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz şeyi haber vereyim mi? Aranızda selamı yaygınlaştırın!" (Müslim, İmân 93, (54); Ebû Dâvud, Edeb 142, (5193); Tirmizî, İsti'zân 1, (2589).)
Rahmet Peygamberi (s.a.s.) insanlara önce kendisi selam verir; büyük-küçük herkesle konuşur, biriyle el sıkıştığı zaman elini ondan evvel çekmezdi.
Şüphesiz selam, insanın karşı taraftakini tanıması ve ona değer vermesinin bir tezahürüdür. Selam veren insan bu haliyle selam verdiği kimseyi bir karartı ya da çalı gölgesi saymamakta, en azından onu kendisi gibi görmekte, bu duygu ve düşüncesini karşı tarafa verdiği selam yoluyla açmaktadır. Ve kendisine selam verilen kimse de benzer bir şekilde mukabelede bulunmakla, kendisine selam veren kimseye değer verdiğini onu kendisi gibi bir insan olarak tanıdığını belirtmiş ve ona teşekkür etmiş olmaktadır. Birbirini tanıyan ve değer veren bu iki insanın anlaşması artık çok kolaydır. Birbirini anlayan insanların karşılıklı sevgi ve saygı duymamaları için de hiçbir sebep yoktur.
Sevgi sevdirir, kolaylaştırır. Nice çekilmez işler, durumlar vardır ki, sevgi sayesinde zevke dönüşür.
Mesela; bir insanın başka birisine hizmet etmesi, bir ücret karşılığı olmaksızın işlerini görmesi bir nevi köleliktir ve tahammülü çok zordur.
Hele bu ömür boyu sürecek bir şey ise. Ama birbirine sevgi ve muhabbetle bağlı olan aile efradı arasında bu tür hizmetler ömür boyu yapılır ve bu fertler tahammülsüzlük göstermezler.
Kadın kocasına hizmet eder; koca da aynı şekilde onun ihtiyaçlarını karşılamak için bin bir zorluğa katlanır ve hiçbir zaman bunu bir angarya kabul etmez. Hele anne, yavrusuna olan sevgisi ve annelik şefkati sayesinde hiçbir kimsenin yapamayacağı fedakarlıkları yapar. Anne yavrusunun altını temizlerken burnunu çevirip yüzünü buruşturmaz.
Peygamberimizin on sene gibi kısa bir müddet içerisinde hükmettiği alan 1, 5 milyon km. kare'yi geçmişti. Buna rağmen her iki ordudan, yaklaşık 250 insan hayatını kaybetmişti. Bu, Hz. Peygamberin yaptığı savaşların gerçekten bir rahmet ve hidayet savaşı olduğunu gösterir.
İslam, insana ayrı bir kıymet vermiştir
Her şeyden önce şunu ifade edelim ki, Kur'an;
وَلَقَدْ كَرَّمْنَا بَنى ادَمَ
"Biz insanoğlunu mükerrem kıldık" (İsra 17/70) buyurarak herhangi bir ayırım yapmadan bütün insanların mükerrem ve şerefli olduğunu ilân etmiş ve ona diğer varlıkların üzerinde bir yer vermiştir.
İslâm'a göre, insanların malı, canı, ırzı haramdır. Akıl-beden sağlığı, hayat, aile kurma hürriyeti gibi temel hak ve hürriyetlere dokunulamaz.
Savaş hâlinde bile muharip olmayan kadın, çocuk ve ihtiyarlara ilişilmez.
Yine dinimize göre masum bir kişinin öldürülmesi bütün insanlığın öldürülmesi kadar büyük bir cinayettir.
مِنْ أَجْلِ ذَلِكَ كَتَبْنَا عَلَى بَنِي إِسْرَائِيلَ أَنَّهُ مَن قَتَلَ نَفْساً بِغَيْرِ نَفْسٍ أَوْ فَسَادٍ فِي الأَرْضِ فَكَأَنَّمَا قَتَلَ النَّاسَ جَمِيعاً وَمَنْ أَحْيَاهَا فَكَأَنَّمَا أَحْيَا النَّاسَ جَمِيعاً
"Bunun içindir ki, İsrâiloğulları'na: "Kim, bir cana kıymayan veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayan bir nefsi öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir nefsin yaşamasına sebep olursa, bütün insanları yaşatmış gibi olur" hükmünü yazdık (farz kıldık)." (Mâide, 5/32)
Kur'an-ı Kerim'de Rahmân'ın (has) kulları şu vasıflarla anlatılır:
وَعِبَادُ الرَّحْمنِ الَّذينَ يَمْشُونَ عَلَى الْاَرْضِ هَوْنًا وَاِذَا خَاطَبَهُمُ الْجَاهِلُونَ قَالُوا سَلَامًا
"Rahmân'ın (has) kulları, yeryüzünde tevazu ile yürürler ve kendini bilmez kimseler onlara laf attığında (incitmeksizin) ‘Selâm' der (geçerler)" (Furkân, 25/63),
وَالَّذينَ لَا يَشْهَدُونَ الزُّورَ وَاِذَا مَرُّوا بِاللَّغْوِ مَرُّوا كِرَامًا
"(O kullar), yalan yere şahitlik etmezler, boş sözlerle karşılaştıklarında vakar ile (oradan) geçip giderler." (Furkân, 25/72)
Kasas Suresi'nde ise müminlerin bu halleri şöyle detaylandırılır:
وَاِذَا سَمِعُوا اللَّغْوَ اَعْرَضُوا عَنْهُ وَقَالُوا لَنَا اَعْمَالُنَا وَلَكُمْ اَعْمَالُكُمْ سَلَامٌ عَلَيْكُمْ لَانَبْتَغِى الْجَاهِلينَ
"Onlar, boş söz işittikleri zaman ondan yüz çevirirler ve ‘Bizim işlerimiz bize, sizin işleriniz size. Size selâm olsun. Biz kendini bilmezleri (arkadaş edinmek) istemeyiz' derler." (Kasas, 28/55)
Allah'ın has kulları boş, mânâsız ve çirkin söz ve davranışlarla karşılaştıklarında yakışıksız sözler sarf etmez ve vakur bir edayla geçip giderler.
Herkes kendi karakterinin gereğini sergiler:
قُلْ كُلٌّ يَعْمَلُ عَلى شَاكِلَتِه فَرَبُّكُمْ اَعْلَمُ بِمَنْ هُوَ اَهْدى سَبيلًا
"...Herkes, kendi karakterinin gereğini sergiler..." (İsrâ, 17/84)
Hoşgörü kahramanlarının karakteri ise yumuşaklık, müsamaha ve toleranstır.
Başka bir ayette Cenab-ı Hak, Hz. Musa (as) ve Hz. Harun'u (as) Firavun gibi ilahlık iddiasında bulunan birine gönderirken söz ve tavır itibarıyla hoşgörülü davranarak yumuşak söz söylemelerini emrediyor.
فَقُولَا لَهُ قَوْلًا لَيِّنًا لَعَلَّهُ يَتَذَكَّرُ اَوْ يَخْشى
"Varın da ona yumuşak söz söyleyin; olur ki, öğüt dinler, yahut korkar." (Tâ Hâ, 20/44)
Alimlerimiz bu ayeti şöyle anlamışlar: Muhatabınız, size ve milletinize yıllarca kan kusturan Firavun bile olsa, kendinizi yumuşak söz ve tatlı dille ifade etmelisiniz.
Çünkü maksat, intikam almak değil, insanları doğruya irşad etmek ve kurtuluşa çağırmaktır.
Nitekim Efendimiz, Ebu Leheb, Ebu Cehil Velid b. Muğiyre gibi İslam'a ve kendisine düşmanlık yapmış insanların yanına pek çok defa gitmiştir.
O halde, muhatap kim olursa olsun, bir şeyler anlatabilmek için yumuşaklık ve müsâmaha vazgeçilmez iki şarttır.
Demek ki, Müslüman daima yumuşak tavır, yumuşak hal, yumuşak kalb, yumuşak vicdan, yumuşak söz insanı olmak mecburiyetindedir ki, gerçek bir irşad insanı olabilsin.
Asr-ı Saadet'e baktığımızda hoşgörü ve yumuşak huyluluğun, Efendimiz'in İslâm'ı tebliğinde en mühim köşe taşlarından birisi olduğunu görüyoruz.
İnsanlara hoşgörü ve diyalogla yaklaşarak İslam'ı anlatan Efendimiz'e yaptığı işin doğruluk ve mükemmelliğini ifade mânâsına Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor:
فَبِمَا رَحْمَةٍ مِنَ اللّهِ لِنْتَ لَهُمْ وَلَوْ كُنْتَ فَظًّا غَليظَ الْقَلْبِ لَانْفَضُّوا مِنْ حَوْلِكَ
"Şayet sen, kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz insanlar senin etrafından dağılıp giderlerdi." (Âl-i İmran, 3/159)
Efendimiz (s.a.v), kendisinin dişini kıranlara, başını yaranlara karşı bile hep müsamahalı davranmış, Mekke'nin fethinden sonra durumlarının ne olacağını merakla bekleyen Mekkelileri, kendisini yurdundan yuvasından mahzun ve yaşlı gözlerle çıkarmış olmalarına rağmen serbest bırakmış, düşmanlık yapan pek çok kimseyi affederek bağrına basmış, hep hoşgörü ve diyalog eksenli bir hayat yaşamış ve bize de böyle bir hayatı tavsiye etmiştir.
İslâm, istila, sömürü ve tecavüz için yapılan savaşları meşru kabul etmemiştir: Savaşa ancak Müslümanların can ve mal güvenliğini temin etmek, hak ve hürriyetlerini sağlamak, İslâm'a ve İslâm ülkelerine yönelik saldırıları önlemek amacıyla başvurulabileceğini hükme bağlayan İslâm Peygamberinin şu emirlerini hatırdan çıkarmamak gerekir:
يا اَيُّهَا االنَّاسُ لا تَتَمَنَّوْا لِقَاءَ الْعَدُوِّ وَاسْأَلُوا اللهَ الْعَافِيَةَ
"Ey insanlar! Düşmanla karşılaşmayı temenni etmeyin. Allah'tan afiyet (esenlik ve barış) dileyin. Fakat düşmanla karşılaşınca da sabredin ve bilin ki cennet kılıçların gölgesi altındadır." (Müslim, Cihâd, 20, III, 1363; bk. Buhârî, Cihâd, 112, 156; Ebû Dâvûd, Cihâd, 89)
Peygamberimiz barışa büyük önem vermiştir.
Hudeybiye Barış Antlaşması, görünüşte maddeleri itibariyle müslümanların aleyhine olmasına, ashab-ı kiramın karşı gelmesine rağmen Peygamber Efendimiz, Müslümanların Kâbe'yi ziyaretini engelleyen müşriklerle Hudeybiye'de sulh antlaşması yapmıştır.
Allah bu durumu fetih olarak adlandırmaktadır:
إِنَّا فَتَحْنَا لَكَ فَتْحاً مُّبِيناً
"Doğrusu biz sana apaçık bir fetih ihsân ettik." (Fetih, 48/1)
Tarihî bir hakikattir ki, İslâm'ın yayıldığı en önemli devre, Kureyş le Müslümanlar arasında yapılan Hudeybiye antlaşmasını takip eden barış yıllarıdır. Bu barış devresi, iki yıl sürmüştü.
Tarihçiler bu iki yıl içerisinde İslâm'ı kabul edenlerin sayısının, İslâm'ın başlangıcından itibaren yirmi yıla yaklaşan müddet içerisinde müslüman olanların sayısından daha çok olduğunu kaydederler. Bu ilgi çekici tesbit İslâm düşüncesinin savaşı değil barışı aradığını ortaya koymaktadır. (Doğuştan Günümüze Büyük İslâm Tarihi, 1/429.)
Hz. Peygamber (s.a.s) her savaş öncesi şu duayı yapardı;
"Ya Rabbi! biz senden bu ülkenin, bu ülke halkının ve bu ülkedeki her şeyin iyiliğini isteriz. Bu ülkenin, ahalisi ve içindeki her şeyin kötülüğünden sana sığınırız." (İbn Hişam, III, 343.)
Mekke'yi fethettiğinde yıllarca kendisine işkence ve eziyet eden Mekke halkını affetmiş, barış ilan etmiştir.
Peygamber efendimiz bu davranışı ile "zulmedene zulmedilir" mantığının doğru olmadığını öğretmiş, büyüklüğün affetmekle kazanılabileceğini göstermiştir.
Medine-i Münevvere'de asırlardır kavgalı olan Evs ve Hazreç kabilelerini birbirlerine kardeş yapan, aralarında barış ve sevgi tohumu yeşerten, temel dayanağı barış ve sevgi olan İslâm dini olmuştur.
وَاعْتَصِمُواْ بِحَبْلِ اللّهِ جَمِيعاً وَلاَ تَفَرَّقُواْ وَاذْكُرُواْ نِعْمَتَ اللّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ كُنتُمْ أَعْدَاء فَأَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ فَأَصْبَحْتُم بِنِعْمَتِهِ إِخْوَاناً وَكُنتُمْ عَلَىَ شَفَا حُفْرَةٍ مِّنَ النَّارِ فَأَنقَذَكُم مِّنْهَا كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللّهُ لَكُمْ آيَاتِهِ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ
"Hep birlikte Allah'ın ipine (kitabına, dinine) sımsıkı sarılın. Parçalanıp ayrılmayın. Allah'ın üzerinizdeki nimetini düşünün. Hani siz birbirinize düşmanlar idiniz de, O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O'nun (bu) nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki, doğru yola eresiniz." (Al-i İmran, 3/103)
عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ أَنَّ أُنَاسًا، مِنْ بَنِي عَمْرِو بْنِ عَوْفٍ كَانَ بَيْنَهُمْ شَىْءٌ، فَخَرَجَ إِلَيْهِمُ النَّبِيُّ ص فِي أُنَاسٍ مِنْ أَصْحَابِهِ يُصْلِحُ بَيْنَهُمْ
Sehl b. Sa'd (r.a) dan: Amr bin Avf oğulları arasında problem çıktı. Peygamber (sav) ve ashabı onların arasını bulmak ve barıştırmak için oraya gitti. (Buhari, Ebvabu'l-Amel fi's-Salat, 16)
عَنْ عَمْرِو بْنِ عَوْفٍ الْمُزَنِيُّ اَنَّ رَسُولَ اللَّهِ )ص( قَالَ ‏"‏الصُّلْحُ جَائِزٌ بَيْنَ الْمُسْلِمِينَ اِلاَّ صُلْحًا حَرَّمَ حَلاَلاً اَوْ اَحَلَّ حَرَامًا وَالْمُسْلِمُونَ عَلَى شُرُوطِهِمْ اِلاَّ شَرْطًا حَرَّمَ حَلاَلاً اَوْ اَحَلَّ حَرَامًا ‏"‏
Amr bin Avf el-Müzeni (r.a) den , Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: Haramı helal, helalı haram kılmadığı müddetçe Müslümanlar arasında sulh yapmak caizdir. Yine helalı haram, haramı helal kılmadığı müddetçe Müslümanlar şartlara uymalıdırlar. (Tirmizi, Ahkam 17, c. 3, s. 634-635)
عَنْ عَائِشَةَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ )ص( كَانَ إِذَا سَلَّمَ قَالَ ‏"‏ اللَّهُمَّ أَنْتَ السَّلاَمُ وَمِنْكَ السَّلاَم ُتَبَارَكْت َ يَا ذَا الْجَلاَلِ وَالإِكْرَامِ ‏"‏ ‏.‏
Hz. Aişe (r.a) den: Peygamber namazdan çıkıp selam verdiği zaman "Allah'ım barış ve esenlik sensin ve barış ve esenlik ancak senden gelir. Ey celal ve ikram sahibi sen yüceler yücesisin" derdi. (Nesai, Sehv, 82 , c. 3, s. 69)
عَنُْ أُمَّ كُلْثُومٍ بِنْتَ عُقْبَةَ :سَمِعَتْ رَسُولَ اللَّهِ )ص( يَقُولُ ‏"‏ لَيْسَ الْكَذَّابُ الَّذِي يُصْلِحُ بَيْنَ النَّاسِ ‏
Ümmü Gülsüm binti Ukbe (r.a) den: Peygamber (sav)'in şöyle dediğini işittim:
" İnsanların arasını bulmak, insanları barıştırmak için yalan söyleyen kimse gerçekte yalancı değildir".
Peygamber efendimiz sevgi sonucunda elde edilecek manevî mükafatı şöyle müjdelemiştir:
"Allah'ın öyle kulları vardır ki; Peygamber ve şehit olmadıkları halde, Allah katındaki mekanları sebebiyle, Peygamberler ve şehitler onlara gıpta ederler."
Ashab-ı Kiram sordular: "Onların kim olduğunu bize bildirir misin?"
Peygamberimiz buyurdu:
"Onlar, aralarında bir kan bağı ve mal alış verişi olmadığı halde, yalnız Allah rızası için birbirlerini seven mü'minlerdir. Allah'a yemin ederim ki, onların yüzleri nurlarından ötürü pırıl pırıldır ve nurdan tahtlar üzerindedirler. (Kıyamet gününün dehşet verici korkuları ve elemleri içerisinde) insanlar korkarken onlar korkmayacak, insanlar üzülürken onlar kederlenmeyecektir. İyi biliniz ki Allah dostlarına korku yoktur ve mahzun olmayacaklardır." (Et-Tac, 5/86.)
Şüphesiz barış ve sevgi, asr-ı saadet ruhunu yakalamakla mümkündür. Rahmet Peygamberi Hz. Muhammed (s.a.s.)'in mesajları, yıldız insan sahabelerin ruhu iyi kavranılıp hayata yansıtıldığı her dönemde sevgi, saygı barış ve mutluluk elde edilmiştir.
Peygamberi mesaj ve sahabi ruh geriye itildiği dönemlerde kavga ve nefret ön plana çıkmıştır. Öncelikle bu konudaki eksikliğimizi telafi etmeliyiz.
عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ )ص( ‏"‏ الرَّاحِمُونَ يَرْحَمُهُمُ الرَّحْمَنُ ارْحَمُوا مَنْ فِي الأَرْضِ يَرْحَمْكُمْ مَنْ فِي السَّمَاءِ الرَّحِمُ شُجْنَةٌ مِنَ الرَّحْمَنِ فَمَنْ وَصَلَهَا وَصَلَهُ اللَّهُ وَمَنْ قَطَعَهَا قَطَعَهُ اللَّهُ ‏"‏
Abdullah b. Amr (r.a) dan: " Rasulullah (a.s) buyurdular ki:
"Allah, merhametli olanlara rahmetle muamele eder. Öyleyse, sizler yeryüzündekilere karşı merhametli olun ki, semâda bulunanlar da size rahmet etsinler. Rahim (akrabalık bağı) Rahmân'dan bir bağdır. Kim bunu korursa Allah onunla (rahmet bağı) kurar, kim de koparırsa, Allah da ondan (rahmet bağını) koparır." (Tirmizi, Birr 16, c. 4, s. 323-324

Not: Bu metin Hüseyin ÇINAR'ın Diyanet Aylık (Sayı:119) Sayfa:9/17'deki yazısından iktibas edilip, değişiklikler yapılarak hazırlanmıştır.

22.10.06 Abdullah ÖZMEN


Yorumlar - Yorum Yaz


Köşe Yazısı
Günün Ayeti

Her ümmet için, Allah'ın kendilerine rızk olarak verdiği kurbanlık hayvanların üzerlerine O'nun adını anarak kurban kesmeyi meşru kıldık. Sizin Tanrınız tek bir Tanrı'dır, O'na teslim olun. Allah anıldığı zaman kalbleri titreyen, başlarına gelene sabreden, namaz kılan, kendilerine verdiğimiz rızıktan sarfeden ve Allah'a gönül vermiş olan kimselere müjde et.

(Hacc, 22/34-35) 

Günün Hadisi

Hz. Peygamber (s.a.v) buyuruyor: “İmkânı olup da kurban kesmeyen bizim namazgâhımıza yaklaşmasın!”

(İbn Mâce, Edâhı, 2; Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 321).

Saat
Takvim
Hava Durumu
Anlık
Yarın
3° -2°
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam24
Toplam Ziyaret75694