Üyelik Girişi
Ana Menü
Videolar
Site Haritası

İsraf

İSRAF

Yüce Allah, bütün varlıkları insanların hizmetine sunmuştur.
اَلَمْ تَرَوْا اَنَّ اللّهَ سَخَّرَ لَكُمْ مَا فِى السَّموَاتِ وَمَا فِى الْاَرْضِ وَاَسْبَغَ عَلَيْكُمْ نِعَمَهُ ظَاهِرَةً وَبَاطِنَةً وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يُجَادِلُ فِى اللّهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَلَا هُدًى وَلَا كِتَابٍ مُنيرٍ
Görmediniz mi ki Allah Teâlâ sizin için göklerdekini ve yerde olanı musahhar kılmıştır. Ve üzerinize zahiren ve batınen nîmetlerini pek geniş surette itmam buyurmuştur. Ve nâstan öylesi de vardır ki, ne bir ilme, ve ne de bir rehbere ve ne de tenvir eden bir kitaba müstenit olmaksızın Allah hakkında mücadelede bulunur. (Lokman, 31/20)
İnsanlar, Allah'ın bu sayısız nimetlerinin
وَاتيكُمْ مِنْ كُلِّ مَا سَاَلْتُمُوهُ وَاِنْ تَعُدُّوا نِعْمَتَ اللّهِ لَا تُحْصُوهَا اِنَّ الْاِنْسَانَ لَظَلُومٌ كَفَّارٌ
"Ve size istedikleriniz şeylerin hepsinden vermiştir ve Eğer Allah'ın nîmetini sayacak olsanız sayıp bitiremezsiniz. Şüphe yok ki insan elbette çok zalîmdir, çok nankördür." (İbrahim, 14/34) bir kısmından emek sarf etmeden yararlansalar da, bir kısmından yararlanabilmek için çalışıp çabalamaları gerekmektedir. Çünkü insanlar için ancak çalıştıklarının karşılığı vardır
وَاَنْ لَيْسَ لِلْاِنْسَانِ اِلَّا مَاسَعى (39)
Ve şüphesiz ki, insan için kendi çalıştığından başkası yoktur. (Necm, 53/39).
Allah, çalışanların, işlerini iyi ve sağlam yapanların emeklerini zayi etmez, onları mükâfatsız bırakmaz.
اِنَّ الَّذينَ امَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ اِنَّا لَا نُضيعُ اَجْرَ مَنْ اَحْسَنَ عَمَلًا
Şüphe yok, o kimseler ki, imân ettiler ve sâlih amellerde bulundular. Biz elbette (öyle) güzel amel işleyenlerin mükâfatını zâyi etmeyiz. (Kehf,18/30)
Çalışıp servet sahibi olmak kadar serveti doğru bir şekilde harcamak, aile fertlerinin, akrabanın, yoksulların ve toplumun haklarını vermek de önemlidir.
Yüce Allah, her şeyi bir ölçü ve denge ile yaratmıştır.
اِنَّا كُلَّ شَىْءٍ خَلَقْنَاهُ بِقَدَرٍ (49)
"Muhakkak ki, Biz her şeyi (muayyen bir ölçü) ile yarattık."(Kamer, 54/49)
İnsanlar da hayatın her alanında olduğu gibi, harcamalarında da ölçülü ve dengeli olmak durumundadırlar.
وَالَّذينَ اِذَا اَنْفَقُوا لَمْ يُسْرِفُوا وَلَمْ يَقْتُرُوا وَكَانَ بَيْنَ ذلِكَ قَوَامًا (67)
"Rahman'ın kulları, harcadıkları zaman ne savurganlık ederler ne de cimrilik, bu ikisi arasında orta bir yolu tutarlar" (Furkan, 25/67) anlamındaki ayette israf ve cimriliğin yerilmesine karşılık, ölçülü, dengeli olma övülmekte ve bu tutum Rahman'ın kullarının özelliği olarak zikredilmektedir. Furkan Suresinin 63-74. âyetlerinde, Rahmanın kullarının 14 özelliği sayıldıktan sonra, 75 ve 76. âyetlerde bu özelliklere sahip olanlar;
اُولئِكَ يُجْزَوْنَ الْغُرْفَةَ بِمَا صَبَرُوا وَيُلَقَّوْنَ فيهَا تَحِيَّةً وَسَلَامًا (75)
خَالِدينَ فيهَا حَسُنَتْ مُسْتَقَرًّا وَمُقَامًا (76)
"İşte onlar sabretmelerine karşılık cennetin yüksek makamlarıyla mükâfatlandırılacaklar, orada esenlik dileği ve selâmla karşılanacaklardır ve orada ebedî kalacaklardır. Orası ne güzel bir durak ne güzel bir konaktır." (Furkan, 25/75-76) ifadeleri ile müjdelenmektedirler.
Furkan Suresinin 67.ayeti üç hüküm içermektedir:
1. Savurganlık etmeyin
"Savurganlık" diye çevirdiğimiz "israf" kelimesi sözlükte aşırı gitmek, haddi aşmak, malı-mülkü saçıp savurmak, yanılmak, hata etmek, gafil ve cahil olmak anlamlarına gelir.
İsraf, insan hayatının her alanında söz konusu olabilir.
Allah ve Peygamberin koyduğu ölçülere uymayan, evrensel akıl ve mantık kurallarına ters düsen davranışlar israf kavramına dahildir. Mesela Kur'an'da, Salih ve Lut peygamberin kavimleri ile Firavun, "müsrif" olmakla yerilmişlerdir. Çünkü Firavun; azgın, haddi asan, çok yalancı, şüpheci, kibirli, zorba, bozguncu, zalim, ilahlık iddiasında bulunan, peygamberleri yalanlayan ve kavmini hak yoldan saptıran, Allah ve Peygamber'e düşmanlık eden kâfir bir insandı.
وَقَالَ رَجُلٌ مُؤْمِنٌ مِنْ الِ فِرْعَوْنَ يَكْتُمُ ايمَانَهُ اَتَقْتُلُونَ رَجُلًا اَنْ يَقُولَ رَبِّىَ اللّهُ وَقَدْ جَاءَ كُمْ بِالْبَيِّنَاتِ مِنْ رَبِّكُمْ وَاِنْ يَكُ كَاذِبًا فَعَلَيْهِ كَذِبُهُ وَاِنْ يَكُ صَادِقًا يُصِبْكُمْ بَعْضُ الَّذى يَعِدُكُمْ اِنَّ اللّهَ لَايَهْدى مَنْ هُوَ مُسْرِفٌ كَذَّابٌ
"Ve Fir'avun'un ailesinden olup imânını saklayan bir mü'min kişi dedi ki: "Bir erkeği, "Rabbim Allah'dır' dediğinden dolayı öldürecek misiniz? Halbuki, size Rabbinizden apaçık mûcizeler ile gelmiştir. Ve eğer yalancı ise onun yalanı kendi aleyhinedir ve eğer doğru ise korkuttuklarının bir kısmı size isabet edecektir. Şüphe yok ki Allah müsrif yalancı olan kimseyi doğru yola iletmez." (Mü'min, 40/28)
Lut Peygamber'in kavmi bozguncu, cahil, mücrim, homoseksüellik yapan kâfir bir toplumdu.
مُسَوَّمَةً عِنْدَ رَبِّكَ لِلْمُسْرِفينَ (34)
"Müsrifler için Rabbin nezdinde alâmetlendirilmiş olarak o taşlar atılacaktır." (Zâriyat, 51/34)
Allah, müsrif toplumları helak ettiğini bildirmektedir.
ثُمَّ صَدَقْنَاهُمُ الْوَعْدَ فَاَنْجَيْنَاهُمْ وَمَنْ نَشَاءُ وَاَهْلَكْنَا الْمُسْرِفينَ (9)
Sonra onlara olan vaadi gerçekleştirdik de onları ve dilediğimiz kimseleri kurtardık ve müsrif olanları da helâk ettik. (Enbiya, 21/9)
K u r ' a n ' d a; Kur'an'dan yüz çevirenler, Allah'ın âyetlerini unutanlar, hak yoldan sapanlar da müsrif olarak nitelenmektedir.
وَكَذلِكَ نَجْزى مَنْ اَسْرَفَ وَلَمْ يُؤْمِنْ بِايَاتِ رَبِّه وَلَعَذَابُ الْاخِرَةِ اَشَدُّ وَاَبْقى
"Ve israf eden ve Rabbinin âyetlerine imân etmeyen kimseyi böylece cezalandırırız ve ahiretin azabı ise elbette ki, daha şiddetlidir ve daha bakidir." (Ta-ha, 20/124, 127)
قُلْ يَا عِبَادِىَ الَّذينَ اَسْرَفُوا عَلى اَنْفُسِهِمْ لَاتَقْنَطُوا مِنْ رَحْمَةِ اللّهِ اِنَّ اللّهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَميعًا اِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحيمُ (53)
"(Ey Peygamberim! Tarafımdan insanlara) De ki: Ey kendilerine yazık eden kullarım! Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin. şüphesiz günahların hepsini bağışlar. Çünkü O, gerçekten çok bağışlayan, çok merhametli olandır." (Zümer, 39/53) anlamındaki âyette, tövbe etmeyi gerektiren günahları isleyen kimselere, "müsrifler" denilmektedir. "Kendilerine yazık eden" diye çevirdiğimiz, " الَّذينَ اَسْرَفُوا عَلى اَنْفُسِهِمْ " cümlesinde geçen "nefse karsı israf" ifadesi, kişinin günah isleyerek kendisini ilâhî cezaya maruz bırakması, kendi aleyhine sonuçlanacak bir davranışta bulunması anlamındadır.
عن أبي هريرة رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: [ قَالَ رَسُولُ اللّهِ مَنْ كَانَتْ عِنْدَهُ مَظْلَمَةٌ لاخِيهِ مِنْ عِرْضِهِ أوْ شَىْءٍ مِنْهُ فَلْيَتَحَلِّلْهُ مِنْهُ الْيَوْمَ مِنْ قَبْلِ أنْ لاَ يَكُونَ دِينارٌ وَ دِرْهَمٌ، إنْ كَانَ لَهُ عَمَلٌ صَالِحٌ أُخِذَ مِنْهُ بِقَدْرِ مَظْلَمَتِهِ، وإنْ لَمْ تَكُنْ لَهُ حَسَنَاتٌ أُخِذَ مِنْ سَيِّئَاتِ صَاحِبِهِ فَحُمِلَ عَلَيْهِ].
Ebu Hureyre (r.a) anlatıyor: "Rasulullah (a.s) buyurdular ki:
"Kimin üzerinde kardeşine karşı ırz veya başka bir şey sebebiyle hak varsa, dinar ve dirhemin bulunmadığı [kıyamet (ve hesaplaşmanın olacağı)] gün gelmezden önce daha burada iken helalleşsin. Aksi takdirde o gün, salih bir ameli varsa, o zulmü nisbetinde kendinden alınır. Eğer hasenatı yoksa arkadaşının günahından alınır, kendisine yüklenir." [Buhârî, Mezalim 10, Rikak 48; Tirmizî, Kıyamet 2, (2421).]
Mü'minin imanı ile bağdaşmayan, ahlâk kurallarını ihlal eden, ilâhî iradeye uymayan her davranış israftır. Bu anlamda israf zulmün, bozgunculuğun, sapmanın ve yozlaşmanın kaynağıdır.
وَلَا تُطيعُوا اَمْرَ الْمُسْرِفينَ (151) اَلَّذينَ يُفْسِدُونَ فِى الْاَرْضِ وَلَا يُصْلِحُونَ (152)
„Ve müsriflerin emrine itaat etmeyin. Öyle kimseler ki, yerde ifsat ederler ve ıslah olmazlar." (Şuarâ, 26/151-152).
Kur'an'da Allah'ın müsrifleri doğru yola iletmeyeceği ve cehenneme atacağı bildirilerek, insanlar bu tür davranışlardan sakındırılmaktadır.
لَا جَرَمَ اَنَّمَا تَدْعُونَنى اِلَيْهِ لَيْسَ لَهُ دَعْوَةٌ فِى الدُّنْيَا وَلَا فِى الْاخِرَةِ وَاَنَّ مَرَدَّنَا اِلَى اللّهِ وَاَنَّ الْمُسْرِفينَ هُمْ اَصْحَابُ النَّارِ (43)
"Muhakkak ki, siz beni mutlaka öyle bir şeye dâvet ediyorsunuz ki, onun için ne dünyada ve ne ahirette bir dâvet hakkı yoktur. Ve şüphe yok ki, bizim dönüp gidişimiz Allah'adır. Ve şüphesiz ki müsrif olanlar, onlar ateşin yârânıdırlar." (Mümin, 40/43)
Tahlil etmeye çalıştığımız âyette, servetin, mal mülkün, para ve ekonomik değerlerin harcanmasında israf yapılmaması istenmektedir.
"Malı israf etmek", onu yerli yerinde harcamamak faydasız yere harcamak, gerektiğinden çok harcamak anlamına geldiği gibi, Allah'ın uygun görmediği yerlere harcamak anlamına da gelir.
İhtiyacı gidermeyen, güzel olmayan, yararsız, bos yere ve gayri meşru harcamalar, ihtiyacın ötesinde, hakkı olmayan alanlara nimetlerin aktarılması birer israftır.
Mesela kişinin parasını, malını ve mülkünü kumar, içki, fuhuş gibi haram yerlere harcaması israf olduğu gibi, gıda maddelerinin çürütülmesi, ekmek, yemek, sebze ve meyvelerin çöpe atılması, giyilebilen eskimemiş giysilerin, kullanılabilen ev eşyasının atılıp yerine yenisinin alınması, gereksiz yere elektrik sarfiyatı, suyun bos yere akıtılması, hatta gerektiğinden fazla yiyip içilmesi dahi israftır.
Yüce Allah,
يَا بَنى ادَمَ خُذُوا زينَتَكُمْ عِنْدَ كُلِّ مَسْجِدٍ وَكُلُوا وَاشْرَبُوا وَلَا تُسْرِفُوا اِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُسْرِفينَ
"...Yiyin, için fakat israf etmeyin. Çünkü Allah, israf edenleri sevmez." buyurmakta (A'râf 7/31) Peygamber efendimiz de;
كُلُوا وَتَصَدَّقُوا وَالْبَسُوا في غَيْرِ إسْرَافٍ وَلا مَخِيلَةٍٍ
"Yiyiniz, tasadduk ediniz, giyiniz. Fakat bunları yaparken israfa ve tekebbüre kaçmayınız." [Nesaî, Zekat 66, (5, 79). Hadisi Buhari, bab başlığında kaydetmiştir (Libas 1).] sözleriyle, aynı gerçeği dile getirmektedir.
Keza;
عَنْ النَّبِيِّ )ص( قَالَ لَا تَزُولُ قَدَمُ ابْنِ آدَمَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ مِنْ عِنْدِ رَبِّهِ حَتَّى يُسْأَلَ عَنْ خَمْسٍ عَنْ عُمُرِهِ فِيمَ أَفْنَاهُ وَعَنْ شَبَابِهِ فِيمَ أَبْلَاهُ وَمَالِهِ مِنْ أَيْنَ اكْتَسَبَهُ وَفِيمَ أَنْفَقَهُ وَمَاذَا عَمِلَ فِيمَا عَلِمَ
İbn Mes'ûd (r.a.)'den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "İnsanoğluna beş şeyden hesap sorulmadıkça kıyamet günü hiçbir tarafa hareket etmeyecektir; Ömrünü nerede ve nasıl tükettiğinden, gençliğini nerde yıprattığından, malını nerden kazanıp nerde harcadığından öğrendiği bilgilerle yaşayıp yaşamadığından." [Tirmizî, Kıyamet 1, (2416).]
İsraf, ekonomik dengeleri bozar, fert ve toplumları hüsrana götürür. Peygamberimiz, malı-mülkü zayi etmeyi hoş olmayan davranışlar arasında saymıştır.
إنَّ اللّهَ تَعالى كَرِهَ لَكُمْ ثُلُثَا: قِيلَ وَقَالَ، وإضَاعَةَ الْمَالِ، وَكُثْرَةَ السُّؤَالِ.
Muğîre İbnu Şu'be (r.a) göre "Resûlullah (a.s)'ın şöyle söylediğini naklediyor:
"Allah Teâla hazretleri, sizin için üç şeyi mekruh addetti:
* Dedikodu,
* Malın zayii.
* Çok sual!.." [Buhârî, Zekât 53, Edeb 6; Müslim, Akdiye 35, (539).]
Kur'an'da israf olayı, malı-mülkü saçıp savurmak, sefihçe harcamak, gerektiği yere sarf etmemek anlamındaki "tebzîr" kavramı ile de ifade edilmiştir:
وَاتِ ذَا الْقُرْبى حَقَّهُ وَالْمِسْكينَ وَابْنَ السَّبيلِ وَلَا تُبَذِّرْ تَبْذيرًا (26)
اِنَّ الْمُبَذِّرينَ كَانُوا اِخْوَانَ الشَّيَاطينِ وَكَانَ الشَّيْطَانُلِرَبِّه كَفُورًا (27)
"Akrabaya, yoksula ve yolda kalmış yolcuya haklarını ver, fakat saçıp savurma. Çünkü saçıp savuranlar şeytanın kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine karsı çok nankörlük etmiştir." (İsra, 17/26-27)
Ayet, saçıp savurmayı nankörlükle, bu davranışı sergileyenleri ise şeytanın kardeşi olmakla nitelemektedir ki bu, israf olayının ve müsrif olmanın ne denli kötü bir şey olduğunu ortaya koymaktadır.
2. Cimrilik etmeyin
"Cimrilik" diye çevirdiğimiz cümlede geçen "katr" kelimesi, israf kavramının zıddı olup, genel anlamı ile gerektiği ve imkân olduğu halde harcama yapmamak demektir. Kişinin bakmakla yükümlü olduğu insanların temel gereksinimlerini karşılamamak, fakirin hakkını vermemek birer cimrilik örneğidir.
Cimrilik, insanın doğasında var olan bir duygudur, kontrol altına alınmalı ve mâkul bir ölçüye çekilmelidir.
قُلْ لَوْ اَنْتُمْ تَمْلِكُونَ خَزَائِنَ رَحْمَةِ رَبّى اِذًا لَاَمْسَكْتُمْ خَشْيَةَ الْاِنْفَاقِ وَكَانَ الْاِنْسَانُ قَتُورًا
"De ki: Eğer siz Rabbinin rahmet hazinelerine sahip olsaydınız, yine tükenir korkusuyla cimrilik ederdiniz. Zaten insan çok cimridir." (İsrâ, 17/100) anlamındaki âyet, bu gerçeği ifade etmektedir. Kur'ân'da "cimrilik" yerilmiş ve cimrilik edenler, insanlara cimriliği emredenler, mütekebbir ve çok övünen kimselerin niteliği olarak zikredilmiştir.
وَاعْبُدُوا اللّهَ وَلَا تُشْرِكُوا بِه شَيًْا وَبِالْوَالِدَيْنِ اِحْسَانًا وَبِذِى الْقُرْبى وَالْيَتَامى وَالْمَسَاكينِ وَالْجَارِ ذِى الْقُرْبى وَالْجَارِ الْجُنُبِ وَالصَّاحِبِ بِالْجَنْبِ وَابْنِ السَّبيلِ وَمَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْ اِنَّ اللّهَ لَا يُحِبُّ مَنْ كَانَ مُخْتَالًا فَخُورًا (36)
اَلَّذينَ يَبْخَلُونَ وَيَاْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبُخْلِ وَيَكْتُمُونَ مَا اتيهُمُ اللّهُ مِنْ فَضْلِه وَاَعْتَدْنَا لِلْكَافِرينَ عَذَابًا مُهينًا (37)
Ve Allah Teâlâ'ya ibadet ediniz ve O'na hiçbir şeyi şerik koşmayınız. Ve anaya babaya iyilik ediniz. Ve karâbet sahibine ve yetimlere ve yoksullara ve yakın komşuya ve uzak komşuya ve yanınızdaki arkadaşa ve yolcu olana ve sağ ellerinizin mâlik olduğuna (da iyilik ediniz). Şüphe yok ki, Allah Teâlâ mütekebbir, müftehir olanı sevmez.
37. Onlar ki, cimrilikte bulunurlar ve nâsa cimrilik ile emrederler ve Allah Teâlâ'nın kendilerine fazlından olarak vermiş olduğu şeyi gizlerler. Artık onlar her türlü melânete lâyıktırlar ve Biz kâfirler için hakaret verici bir azab hazırlamışızdır. (Nisa, 4/36-37)
Cimrilik edenler sonuçta kendi aleyhlerine cimrilik etmiş olurlar.
وَمَنْ يَبْخَلْ فَاِنَّمَا يَبْخَلُ عَنْ نَفْسِه وَاللّهُ الْغَنِىُّ وَاَنْتُمُ الْفُقَرَاءُ وَاِنْ تَتَوَلَّوْا
يَسْتَبْدِلْ قَوْمًا غَيْرَكُمْ ثُمَّ لَايَكُونُوا اَمْثَالَكُمْ (38)
"Halbuki, kim cimrilikte bulunursa şüphe yok ki, kendi nefsi için cimrilikte bulunmuş olur. Ve Allah ganîdir. Sizler ise fakirlersinizdir. Ve eğer siz kaçınırsanız, sizden başka bir kavmi (yerinize) tebdîl eder. Sonra onlar, sizin emsaliniz olmazlar." (Muhammed, 47/38)
İnsan cimriliğin zararını dünya veya âhirette görür.
وَلَايَحْسَبَنَّ الَّذينَ يَبْخَلُونَ بِمَا اتيهُمُ اللّهُ مِنْ فَضْلِه هُوَ خَيْرًا لَهُمْ بَلْ هُوَ
شَرٌّ لَهُمْ سَيُطَوَّقُونَ مَابَخِلُوا بِه يَوْمَ الْقِيمَةِ وَلِلّهِ ميرَاثُ السَّموَاتِ وَالْاَرْضِ
وَاللّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبيرٌ (180)
"Allah'ın kendilerine lutfundan verdiği nimetlerde cimrilik edenler, bunun kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Hayır! O kendileri için bir serdir. Cimrilik ettikleri şey kıyamet gününde boyunlarına dolanacaktır..." (Al-i İmrân, 3/180) ayeti ve
عن ابن عمر )ر( قال: خَطَبَ رسولُ اللّه فقالَ: إيَّاكُمْ والشُّحَّ فإنَّمَا هلكَ مَنْ كانَ قَبلَكُمْ بِالشُّحِّ، أمَرَهُمْ فَبَخِلُوا، وَأمرَهُمْ بِالْفُجُورِ فَفَجَرُوا.
İbnu Ömer (r.a) anlatıyor: "Bir gün Resûlullah (a.s) bize hitab ederek şöyle buyurdular: "Sıkılık huyundan kaçının. Zira sizden önce gelip geçenler bu huy yüzünden helâk oldular. Şöyle ki: Bu huy onlara cimrilik emretti, onlar hemen cimrileşiverdiler, sıla-ı rahmi kesmelerini emretti, hemen sıla-ı rahmi kestiler, doğru yoldan çıkmayı (fücur) emretti, hemen doğru yoldan çıktılar." [Ebû Dâvud, Zekât 46, (1698)] hadisi, bu gerçeği dile getirmektedir.
Cömertlik ise erdemlilik ve zenginlik sebebidir.
عن أبى هريرة رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: قال رسول اللّه: السَّخِىُّ قَرِيبٌ مِنَ اللّهِ، قَرِيبٌ مِنَ النَّاسِ، قَرِيبٌ مِنَ الجَنَّةِ بَعِيدٌ منَ النَّارِ؛ وَالبَخِيلُ بَعِيدٌ مِنَ اللّهِ، بَعِيدٌ مِنَ النَّاسِ، بَعِيدٌ مِنَ الجَنَّةِ، قَرِيبٌ مِنَ النَّارِ؛ وَلَجَاهِلٌ سَخِىٌّ أحَبُّ إلى اللّهِ تَعالى مِنْ عَابِدٍ بَخِيلٍ.
Hz. Ebû Hüreyre (r.a) anlatıyor: "Rasulullah (a.s) buyurdular ki:
"Sehâvet sahibi Allah'a yakındır, insanlara yakındır, cennete yakındır, cehennemden uzaktır. Cimri ise Allah'tan uzaktır, insanlardan uzaktır, cennetten uzaktır, cehenneme yakındır. Câhil sehâvet sahibini Allah, cimri ibadet düşkününden daha çok sever." [Tirmizî, Birr 40, (1962).]
عن أبى سعيد الخدري )ر( قال: قال رسولُ اللّه: خَصْلَتَانِ َلا تَجْتَمِعاَنِ في مُؤْمِنٍ: الْبُخْلُ، وَسُوءُ الخُلْقِ.
Ebu Saîd el-Hudrî (r.a) anlatıyor: "Resûlullah (a.s) buyurdular ki:
"İki haslet vardır ki bir mü'minde asla beraber bulunmazlar: Cimrilik ve kötü ahlâk." [Tirmizî, Bir 41, (1963).] Hadisleri, mü'minin cimri olamayacağını ifade etmektedir.
Nefsinin cimriliğinden kendini kurtaran kurtuluşa erer,
فَاتَّقُوا اللّهَ مَا اسْتَطَعْتُمْ وَاسْمَعُوا وَاَطيعُوا وَاَنْفِقُوا خَيْرًا لِاَنْفُسِكُمْ وَمَنْ يُوقَ شُحَّ نَفْسِه فَاُولئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ (16)
Artık gücünüz yettiği kadar Allah'tan korkun ve dinleyin ve itaat edin ve nefisleriniz için bir hayr olmak üzere infakta bulunun ve her kim nefsini cimrilikten vikaye ederse işte onlardır muratlarına ermiş olanlar, onlardır. (Tegâbün, 64/16)
İnsan, malını-mülkünü hayır ve hasenat için de kendisi, esi ve çocukları için de israfa kaçmadan harcamalı, Allah'ın nimetlerinden yararlanmalıdır.
وَابْتَغِ فيمَا اتيكَ اللّهُ الدَّارَ الْاخِرَةَ وَلَا تَنْسَ نَصيبَكَ مِنَ الدُّنْيَا وَاَحْسِنْ كَمَا اَحْسَنَ اللّهُ اِلَيْكَ وَلَا تَبْغِ الْفَسَادَ فِى الْاَرْضِ اِنَّ اللّهَ لَا يُحِبُّ الْمُفْسِدينَ
"Allah'ın sana verdiği şeylerden âhiret yurdunu ara, dünyadan da nasîbini unutma, Allah'ın sana iyilik yaptığı gibi sen de (insanlara) iyilik yap ..." (Kasas, 28/77) ayeti ve
عن أبي الاحْوص عن أبيه قال: أتَيْتُ النّبِىَّ وَعلَيَّ ثَوْبُ دُونٍ. فقَالَ: ألَكَ مَالٌ؟ قُلْتُ: نَعَمْ. قَالَ: مِنْ أىِّ الْمَالِ؟ قُلْتُ مِنْ كُلِّ الْمَالِ قَدْ أعْطَانِى اللّهُ تَعالى. قَالَ: فَاِذَا أتاكَ اللّهُ تَعالى مَالاً فَلْيُرَ أثَرُ نِعْمَةِ اللّهِ عَلَيْكَ وَكَرامَتِهِ.
Ebu'l-Ahvas babasından naklen diyor ki: "Üzerimde adi bir elbise olduğu halde Rasulullah (a.s)'ın yanına gelmiştim. Bana:
"Senin malın yok mu?" diye sordu.
"Evet var!" cevabıma:
"Hangi çeşit maldan?" sorusunu yöneltti.
"Her çeşit maldan Allah bana vermiştir [deve, sığır, davar, at, köle, hepsinden var]" demem üzerine:
"Öyleyse Allah Teala hazretleri sana bir mal verdiği vakit Allah'ın verdiği bu nimetin eseri ve fazileti senin üzerinde görülmelidir!" buyurdular." [Nesaî, Zinet 83, (8, 196).] hadisi, bunu ifade etmektedir.
3. Harcamalarda ölçülü ve dengeli olun
"Orta yol üzere olmak" diye çevirdiğimiz "kavâm" kelimesi; adalet, ölçülü ve dengeli olmak, ifrat ve tefrît arasında orta yolu tutmak demektir.
Tahlil ettiğimiz âyetten, "kavâm" kelimesinin, israf ve cimrilik arası bir davranışı ifade ettiğini anlıyoruz.
Bu anlamı İsra suresinin 29. ayeti su ifadelerle ortaya koymaktadır:
وَلَا تَجْعَلْ يَدَكَ مَغْلُولَةً اِلى عُنُقِكَ وَلَا تَبْسُطْهَا كُلَّ الْبَسْطِ فَتَقْعُدَ مَلُومًا مَحْسُورًا
"Eli sıkı olma, büsbütün eli açık da olma. Sonra kınanır ve çaresiz kalırsın."
İslâm; namaz, oruç, zekat (Buhârî, Nikâh, 1, VI, 116) ve dua, (A'raf, 56) yürüme, konuşma, (Lokman, 19) sevme, öfkelenme (Tirmizi, Birr, 59, IV, 360) ve sosyal ilişkiler dahil, hayatın her alanında ölçülü ve dengeli olunmasını istemektedir. Aşırılık hiçbir şeyde iyi değildir.
Sonuç: Furkan suresinin 67. ayeti; fert, aile ve toplum hayatında ölçülü ve dengeli olmanın önemini, israf ve cimriliğin kötü bir davranış olduğunu beyan etmektedir. Yüce Allah, övdüğü ve cennet va'dettigi kullarını, israf ve cimrilik etmeyen, bu ikisi arasında ölçülü ve dengeli olan kimseler olarak nitelemektedir. Çünkü israf ve cimrilik fert ve toplumu olumsuz yönde etkiler.

Not: Bu metin Doç. Dr. İsmail Karagöz`ün Diyanet Aylık Dergi 151. Sayısındaki "TÜKETİM ÇILGINLIĞI İSRAF" adlı yazısından alınıp bazı değişiklikler yapılarak hazırlanmıştır. A. Özmen

 

 

 


Yorumlar - Yorum Yaz


Köşe Yazısı
Günün Ayeti

Her ümmet için, Allah'ın kendilerine rızk olarak verdiği kurbanlık hayvanların üzerlerine O'nun adını anarak kurban kesmeyi meşru kıldık. Sizin Tanrınız tek bir Tanrı'dır, O'na teslim olun. Allah anıldığı zaman kalbleri titreyen, başlarına gelene sabreden, namaz kılan, kendilerine verdiğimiz rızıktan sarfeden ve Allah'a gönül vermiş olan kimselere müjde et.

(Hacc, 22/34-35) 

Günün Hadisi

Hz. Peygamber (s.a.v) buyuruyor: “İmkânı olup da kurban kesmeyen bizim namazgâhımıza yaklaşmasın!”

(İbn Mâce, Edâhı, 2; Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 321).

Saat
Takvim
Hava Durumu
Anlık
Yarın
13° 18° 10°
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam23
Toplam Ziyaret74405